Aziz Bey Hadisesi ve Müzik Selen Mahir Maya Atahan

Bir gün Çiçek Pasajı'nda ondan bir iki şarkı istensin diye içkicilerin gözüne bir köpeğin yalvarışlarındaki eziklikle bakan, bedeni zayıflıktan virgüle dönmüş kemancıyı tanıyınca, Ayfer Tunç'un iç gözlemlerindeki derinliği kavramış, sanatsal bir yaratının ürünü olan Aziz Bey'i görür gibi olmuştum.

-Adnan Binyazar

Bizce, Ayfer Tunç, Aziz Bey Hadisesi romanını yazarken kitapta kullandığı müzikleri büyük bir titizlikle seçmiştir. Kitapta kullandığı müzikler aslında Aziz Bey'in duygu ve düşüncelerinin dolaylı ve etkili bir şekilde bizlere aktarılmasını sağlamıştır. O yüzden aslında kitaptaki müzikleri anlamak bizim için Aziz Bey'i anlamaktır.

Müzik ve edebiyat her zaman birbiriyle bağlantılı olmuştur. Bazı edebi eserler müziğe çevrilmiştir, bazı kitaplarda müzik teması işlenmiştir, bazı kitaplarda müzik çok önemli bir detay haline gelmiştir. Şimdi biraz örneklere bakalım.

Aziz Bey Hadisesi’nde kitabın sonlarına doğru Modern müzik popüler hale gelmiştir ve hatta bu yüzden Aziz Bey büyük zorluklar yaşamıştır. Modern müzik ve edebiyata bir örnek olarak Murathan Mungan’ın Çember şiirinin Yeni Türkü tarafından bestelenmesini paylaşalım:

İÇİNDE MÜZİK GEÇEN DİĞER KİTAPLAR

Elif Şafak, Araf romanında psikolojik sorunları, bağımlılıkları, her karakteri müzikle ilişkilendiriyor.

Gail'in intiharını anlatırken geçen süreyi bile şarkıların süresiyle anlatıyor. "Ömer’in walkman’inde bir şarkı çalıyor. Şarkı üç dakika yirmi saniye ama tekrar tekrar çalınırsa sonsuza kadar sürebilir. Gail’in düşüşü sadece 2,7 saniye sürüyor."

Veya, "İlk fazladan kahve talebiyle ikincisi arasında dört dakika on saniye geçmiş olmalıydı çünkü Stone Roses'ın Made of Stone'u tam tamına o kadar sürüyordu."

KİTAPTAN ALINTILAR

“Aslına bakılırsa ‘Ben tamburi olayım,’ filan diye bir derdi yoktu gençliğinde. Kader itti onu bu yola. Uzun ve gölgeli hikayesinin bir yerinde tamburu elinde yapıştı kaldı.” (s.13)

Bu alıntıda tamburun Aziz Bey’in hayatına beklenmedik bir şekilde girdiğini ve daha sonra hayatının bir parçası olduğunu anlıyoruz.

“Sözlerini anlamadığı ama usul usul içine işleyen bu müzik, katibi adeta içine çekti.” (s.36)

Bu alıntı bir bakıma, Aziz Bey’in hayatını müziğin şekillendireceğinin belli olduğu andır.

“Bu meyhanede musiki, haline acınacak, yetim kalmış bir çocuk duygusu uyandırsa da Aziz Bey’in ruhunda, içinde İstanbul geçen bu şarkıları okumak, şehrine duyduğu özlemi pekiştiriyor, hayatta kalıp yurduna dönme arzusunu artırıyordu. (s.41)

Müzik, Aziz Bey’in tanımadığı bir ülkede hayatta kalmasını sağlamıştır. Fakat, musikisinin hak ettiği değeri görmemesinin ve bilmediği yerlerde bir başına kalmış olmanın verdiği ezilme duygusu Aziz Bey’i derinden etkilemiştir.

“Gurbet ellerde iken bir sebebi vardı, hayatta kalmasının başka yolu yoktu. Oradayken ya çalacak ya ölecekti. Ama kendi şehrinde, kendini yerlisi bildiği, ev sahibi gibi hissettiği meyhanelerde sarhoş, kendini bilmez müşterileri eğlendirmek, onların kepaze arzularına göre şu kıymetli sazın tellerine dokunmak…
Ama anladı ki başka çaresi yoktur. Hayatta tek bildiği şey tambur çalmaktır. Böylece meyhanelerde çalmaya başladı.” (s.53)

Aziz Bey, her ne kadar gurbetteki ezilmelere katlansa da, kendi memleketinde aynı şeyleri yaşamak ona çok ağır geldi. Fakat tek bildiği şey tambur çalmak olduğu için hayatını tambur çalarak sürdürmesi gerekiyordu. Aziz Bey, yine boyun eydi.

“Öyle bir zaman geldi ki Tamburi Aziz Bey diye ün saldı, üstatlardan ve müşterilerden saygı gördü. Işte tek o yıllarda kendini epeyce iyi hissetti.” (s.53)

Onca yıl zor şartlar altında yaşadıktan sonra Aziz Bey sonunda hak ettiği saygıyı görmeye başlamıştı. Fakat, tekrar ezilmemek için Aziz Bey’in tek şansı burnu havada ve kibirli bir insana dönüşmekti.

“Ertesi gece babasının füme rengi takım elbisesini, kolalı gömleğini giydi, kravatını taktı ve programına biraz da babası olarak başladı.” (s.55)

Bu alıntıda, Aziz Bey’in olmaktan korktuğu adama dönüştüğünü görüyoruz.

“O dışarıda, durmadan havaya kaldırılan rakı kadehleri, musiki ve kahkahalar arasında kendinden geçerken, Vuslat odanın uzak bir köşesinde yanan abajurun yüzünde yarattığı koyu gölgelerle pencerenin önünde oturuyor, Haliç’in kirli sularına yansıyan kırık dökük bir ay ışığına bakarak, kendi hayatını düşünüyor ve kederleniyordu.” (s.62)

Aziz Bey, dışarıdaki hayata dalmış ve Vuslat’ı unutmuştu, aynı babasının annesine yaptığı gibi.

“Böylece uzun yıllar geçirdiler. İkisi de yaşlandılar. Vuslat kırgın br kalbi taşımaktan yorgun düştü. Aziz Bey’in zirve yılları bitti. (s.62)

Aziz Bey’in zirve yılları bitmişti. Artık babası gibi sıradan, yaşadığı zorluklar yüzünden sert mizaçlı ve karısıyla ilgilenmeyi ihmal eden bir adam olmuştu.

Report Abuse

If you feel that this video content violates the Adobe Terms of Use, you may report this content by filling out this quick form.

To report a Copyright Violation, please follow Section 17 in the Terms of Use.