Loading

Türk Amerİkan İLİŞKİLERİ

2010

2010 yılı Türk Amerikan ilişkileri açısından yoğun ve inişli-çıkışlı bir yıl oldu. İikili ilişkilere İran, İsrail, Ermeni tasarısı, füze savunma sistemi gibi konular damgasını vurdu.

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama göreve başlarken Türk-Amerikan ilişkilerinde yeni bir döneme girileceği beklentisi yaygındı. Obama, iktidarının hemen başında Ankara’ya gitmiş, Türk Amerikan ilişkilerine verdiği önemi vurgulamış; model ortaklıktan söz etmişti.

Ancak 2010, AKP hükümetiyle Amerikan yönetimi arasındaki görüş ayrılıklarının su yüzüne çıktığı bir yıl ve Türk-Amerikan ilişkilerinin tarihinde önemli bir dönemeç olarak hatırlanacak.

Türk-Amerikan ilişkilerinde Obama’nın öne sürdüğü model ortaklık kavramının içeriği tartışılıyor, işbirliği alanlarına bakılıyordu. Ancak yılın ikinci ayında ikili ilişkileri yeniden krize iten açıklama Kongre’den geldi.

Ermenİ tasarısı

Temsilciler Meclisi Dışişleri Komisyonu Başkanı, Demokrat Partili California milletvekili Howard Berman, Ermeni soykırımı iddialarına ilişkin tasarının Komisyon’un gündemine alındığını açıkladı.

Amerikan yönetimi, daha önceki yıllarda da olduğu gibi yine devreye girerek tasarının onaylanmaması için Kongre nezdinde girişimde bulundu.

Ancak Amerikan yönetiminin girişimleri, Türk hükümetinin telkinleri ve Türk lobisinin çabaları yetersiz kaldı, Ermeni tasarısı 22’ye karşı 23 oyla kıl payı onaylandı. Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Namık Tan istişareler için merkeze çağrıldı. Tasarının Türk-Amerikan ilişkilerine vereceği zarar hesaba katılarak Temsilciler Meclisi Genel Kurulu’nun gündemine alınması engellendi

İran polİtİkasında görüş ayrılıkları

Türk-Amerikan ilişkilerine 2010 yılında en olumsuz etkiyi yapan olay Türkiye’nin BM Güvenlik Konseyi’nde İran’a ek yaptırım uygulanmasına ret oyu vermesiydi.

Türkiye ve Brezilya, oylama öncesinde Tahran hükümetinin nükleer takas anlaşmasını kabul ettiğini açıklasa da, bu girişim Batılı devletleri İran’a ek yaptırım kararlılığından vazgeçirmedi.

BM Güvenlik Konseyi’ndeki oylamada Türkiye ve Brezilya “hayır” oyu verdi. Amerikalı gözlemcilere göre, Türkiye’nin oyu ikili ilişkilere ciddi bir darbe vurmuş ve bu gerginlik Kanada’daki G20 zirvesine de yansımıştı.

Tüm bu süreçte akıllarda kalan görüntülerden biri, Türkiye, İran ve Brezilya liderlerinin Tahran deklarasyonunu imzalarken kollarını kaldınıp birlikte poz vermeleriydi. Ancak bu poz bir anlamda boşa gitti çünkü Batı Türkiye’ye deklarasyon kapsamında aktarılacak uranyum miktarını yeterli bulmayarak anlaşmaya karşı çıktı.

İSRAİL’LE İLİŞKİLER KOPMA NOKTASINA GELDİ

Türk Amerikan ilişkilerini sarsan bir diğer konu Türkiye-İsrail ilişkileriydi. Hamas ziyareti, Gazze savaşı, Davos olayı, Yahudi aleyhtarı Türk televizyon dizileri, koltuk krizi derken İsrail’in abluka altındaki Gazze’ye yardım malzemesi taşıyan Mavi Marmara gemisine baskın düzenlemesi ve dokuz Türk’ün öldürülmesi Türkiye-İsrail ilişkilerini kopma noktasına getirdi.

İki stratejik ortağı arasındaki ilişkilerin kopma noktasına gelmesi Amerikan yönetimini ciddi bir şekilde kaygılandırsa da, Türkiye’nin sorun yaşadığı esas yer Amerikan Kongresi oldu.

Türkiye’nin Hamas’la bağları Kongre’de sert tepki çekti. Temsilciler Meclisi Dışişleri Komisyonu özel bir oturum düzenledi, Türkiye’nin politikaları sert eleştirildi. Söz alan Kongre üyelerinin çoğunluğu Türkiye’nin İran ve Ortadoğu politikalarını eleştirdi, ilişkilerin önemini vurgulayan milletvekilleri bile kaygılarını dile getirdi.

Türkİye Batı’dan uzaklaşıyor mu?

2010 yılına damga vuran sorulardan biri, özellikle İran ve İsrail meselelerinden sonra, “Türkiye Batı’dan uzaklaşıyor mu?” sorusuydu. Türkiye’nin yönüyle ilgili arka arkaya düşünce kuruluşlarında toplantılar düzenleniyordu. Amerikan ve Avrupa kamuoyunu yoklamak amacıyla her yıl yapılan Transatlantik Eğilimler araştırmasına göre, “Türkiye gittikçe artan bir şekilde doğuya yöneliyordu.” O dönemde Amerikalı yetkililer ise “Türkiye batıdan uzaklaşıyor” değerlendirmelerine katılmadıklarını belirtiyordu. Türk yetkililer de eksen kayması değerlendirmelerini şiddetle reddediyordu.

İlişkilerdeki tüm sıkıntılara rağmen Türk-Amerikan ilişkilerini takip eden çevreler iyimser mesajlar veriyor, diyalogun önemini vurguluyorlardı.

CSIS Türkiye Direktörü Bülent Alirıza

Washington’daki Uluslararası ve Stratejik Araştırmalar Merkezi (CSIS) Türkiye Projesi Direktörü Bülent Alirıza, Türk Amerikan ilişkilerinin zor bir dönemden geçtiğini ancak belli bir çıtanın altına inmeyeceğini söylemişti. ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Ross Wilson da, “Zorlukları, meseleleri bir şekilde halledeceğiz, her zaman yaptığımız gibi” demişti. Lizbon’da yapılan NATO zirvesinde Türkiye’nin Amerika’nın Avrupa’da kurmak istediği füze savunma sistemine destek vermesi de Türk-Amerikan ilişkilerinin önemine vurgu yapanları rahatlatmıştı.

ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Ross Wilson

Aylar sonra Ankara’ya büyükelçi atanabildi

Yilın sonuna doğru Cumhuriyetçi Partili Kansas Senatörü Sam Brownback, Amerika’nın yeni Ankara Büyükelçisi Francis Riccardone'nin atanmasını engelledi.

Amerika’nın Ankara’da aylardır büyükelçisi bulunmuyordu. Barack Obama, 29 Aralık’ta Senato’nun yasama dönemine ara vermesinden istifade ederek Ricciardone’yi Ankara’ya büyükelçi atadı.Büyükelçi Francis Riccardone

Ricciardona atandıktan Türkiye’ye geldiğinde uçaktan iner inmez ilk mesajında Türkiye’de daha önce de görev yaptığını hatırlatarak, Türkçe “dağ dağa kavuşmaz insan insana kavuşur” demişti. Ancak Ricciardone’nin Türkçe mesaj vererek sıcak başladığı görev dönemi bu şekilde devam etmedi, Türkiye’de en sorunlu dönemlerinden birini geçiren Amerikan büyükelçileri arasında yerini aldı. Hatta Erdoğan bir konuşmasında deneyimli büyükelçi Ricciardone için “acemi elçi” dedi.