Sırça Köşk Pdf 'Niçin hep acı şeyler yazayım? Dostlar, yufka yürekli dostlar bundan hoşlanmıyorlar. 'Hep kötü, sakat şeyleri mi göreceksin?' diyorlar. 'Hep açlardan, çıplaklardan, dertlilerden mi bahsedeceksin? Geceleri gazete satıp izmarit toplayan serseri çocuklardan; bir kaşık toprak, bir bakraç su için birbirlerini öldürenlerden; cezaevlerinde ruhları kemirile kemirile eriyip gidenlerden; doktor bulamayanlardan; hakkını alamayanlardan başka yazacak şeyler, iyi güzel şeyler kalmadı mı? Niçin yazılarındaki bütün insanların benzi soluk, yüreği kederli? Bu memlekette yüzü gülen, bahtiyar insan yok mu?'

Sırça Köşk Pdf

'Niçin hep acı şeyler yazayım? Dostlar, yufka yürekli dostlar bundan hoşlanmıyorlar. 'Hep kötü, sakat şeyleri mi göreceksin?' diyorlar. 'Hep açlardan, çıplaklardan, dertlilerden mi bahsedeceksin? Geceleri gazete satıp izmarit toplayan serseri çocuklardan; bir kaşık toprak, bir bakraç su için birbirlerini öldürenlerden; cezaevlerinde ruhları kemirile kemirile eriyip gidenlerden; doktor bulamayanlardan; hakkını alamayanlardan başka yazacak şeyler, iyi güzel şeyler kalmadı mı? Niçin yazılarındaki bütün insanların benzi soluk, yüreği kederli? Bu memlekette yüzü gülen, bahtiyar insan yok mu?'

Sırça Köşk Pdf

Sırça Köşk Konusu

Sırça Köşk, Sabahattin Ali'nin birbirinden güzel, anlamlı, yer yer manidar öykülerinin yer aldığı muhteşem eseridir. Yazarın daha çok kendi hayatından esinlendiği, bazen de tamamen kendi anılarını anlattığı öyküleri ve yönetime, düzene gönderme yaptığı başkaldırı niteliğindeki masallarından oluşan kitapta, Sabahattin Ali adeta tüm çıplaklığı ve gerçekliğiyle okura kendini gösteriyor. Belirtmeliyim ki öyküleri ve özellikle masalları ise oldukça manidar.

Benim en beğendiğim, açıkçası sonunda ağlatan Cankurtaran adlı öyküsünde yazar, kaderine boyun eğmiş bir kadının hikayesini anlatıyor: Bir akşam üzeri Anadolu köylerinden birindeki küçücük bir kulübeden canhıraş çığlıklar yükselmektedir. Doğumunu bir türlü gerçekleştiremeyen Asiye, ikindiden beri deyim yerindeyse ölümden beter doğum sancıları çekmektedir. Köyün ebesi bir çare bulamamış, komşu köyün ebesini de çağırtmıştır. Asiye'nin kocası İbrahim ise, çaresizliğin verdiği ağırbaşlılıkla, evin kapısı önüne çökmüş, bir haber beklemektedir. Komşu köyün ebesi içeri girdiğinden belli ise kızın çığlıkları iyice artmıştır. Sonunda iki ebe birden dışarı çıkar ve İbrahim'e doğumu gerçekleştiremediklerini, kızı şehire götürmesi gerektiğini, yoksa bebeğin de anasının da öleceğini söylerler. İbrahim de çaresiz öküz arabasının arkasına attığı döşek ve yorganın üstüne gencecik karısını da koyar ve yollara düşer. Sabaha karşı hastaneye vardığında ise ümidi iyice kırılmıştır. Çünkü alanı olmadığı halde birçok ameliyat yaptığı için daha önceden şehirdeki özel muayenehanenin sahibi, Doktor Mutena Cankurtaran tarafından şikayet edildiğinden, ameliyat yapamayacağını söyler. Ne kadar yalvarıp yakarsa, oraya verecek parası olmadığını söylese de, doktoru ikna edemez. Bunun üzerine Asiye'yi aldığı gibi Mutena Cankurtaran'a götürür. Fakat bu doktor da çok para istemektedir. Doktorla bir kağıt imzalayarak Asiye'yi hemen ameliyata almalarını, öküzlerden birini satıp döneceğini söyler.

Döndüğünde bebeğinin öldüğünü, karısının ise iyi olduğunu öğrenir. Fakat doktor ölü bebeği çıkardığı için de ayrıca para istemektedir. İbrahim diğer öküzü, arabayı ve hatta içindeki yatak yorganı da satar ama parayı denkleştiremez. Nitekim Doktor Mutena Cankurtaran da Asiye'yi İbrahim'e vermez. Asiye hasta haliyle muayenehanede çalışmaya, geceleri ise pis bir döşekte yerde yatmaya başlar. İbrahim sürekli gidip gelmekte, karısını almak için elinden geleni yapmaktadır. Fakat doktor nuh der peygamber demez. Sonunda bir gün canına tak eden İbrahim doktorun karşısına çıkar ve Asiye'nin hayrını görmesini, köyde başka kadın mı olmadığını söyler. Sinirle kapıyı çeker ve çıkıp gider. O sırada doktorun kapısına sinmiş ağlayan Asiye'yi görmemiştir bile. Asiye, gece yarısı ağlayarak hastaneden kaçar ve yalınayak köyün uzun yolunu tutar. Bir yandan ağlayıp, bir yandan İbrahim'in sözlerini tekrar etmektedir: “Bana köyde karı yok, a!" Bu sırada açılan yarasından oluk oluk kan akmaktadır. Sabaha karşı köylüler onu bulduğunda, çoktan ölmüştür.

Sabahattin Ali'nin üstün öykü yeteneğini bir kez daha kanıtladığı kitabında, okuyucuya Anadolu'nun kapılarını açıyor. Mutlaka okunması gereken bir kitap olduğunu söyleyebilirim.

Sırça Köşk Pdf indir

Sırça Köşk Okuyucu Yorumları

Yorum-1

"Kürk Mantolu Madonna" isimli kitabı bugün bile en çok satanlar listesinden düşmeyen büyük edebiyatçımız Sabahattin Ali'nin düşünce ve duygu yapısını en iyi yansıtan öyküleri kanaatimce Sırça Köşk adlı bu eserinde toplanmış.

13 kısa öykü ve 4 hiciv dolu masaldan oluşan bu kitabın sayfalarını çevirdikçe, insanoğlunun zamandan ve mekandan bağımsız "öz"üne şahit oluyorsunuz. O kadar acımasız bir gerçekçilikle yazılmış ki, her bir satır, her bir sayfa suratınıza aşkedilmiş bir tokada dönüşüyor. Cankurtaran adlı öyküde, iyi olmaya çalışan bireyi toplumun nasıl sindirdiğine, çaresizliğin nasıl insanı kıvrandırdığına herşeye rağmen şaşıp kalıyor, Devlerin Ölümü'nde muktedirler de bunu okusa biraz ders alsa diye ümitleniyor, Beyaz Bir Gemi isimli hikayede okumuş eğitimli kesimin basit kıskançlıklarıyla saç baş yoluyorsunuz.... Yazarın "hep acı şeyler yazıyor olmasından" şikayetçi arkadaşlarına yanıt olarak yazdığı Bahtiyar Köpek'te bile insanoğlunun bencilliği ve toplumun reva gördüğü haksızlık karşısında ufalıp kalıyorsunuz.

Bu öykü ve masalları okurken bile, insan karanlık buhranlara gömülüyor, kimbilir yazarken nasıl bir ruh haline bürünüyordur?.... Ne acı verici bir ömür geçmiştir an be an bu tezatları, bu haksızlıkları, bu kötülükleri farkeden hassas bir ruh haliyle yaşayarak..... ve kalleşçe ve kahpece, her gün gözlemlediği o kötülüklerce öldürülerek sonlanan bir yaşam...

Evet, Sırça Köşk pembe gözlüklerle dünyaya baktırtan bir eser kesinlikle değil... Kemiklerinize işleyen soğuk, acımasız ama çok da gerçek bir dünyanın penceresi... Ama şu sıralar kendimize gelmemiz lazım, avunmamız değil.. Ve soğuk gerçekler kadar insanı kendine getiren hiçbir şey yok... O yüzden mutlaka okuyun bu öykü ve masalları derim, hem de hiç zaman geçirmeden....

Yorum-2

Sabahattin Ali'nin kalemini ilk "kürk mantolu Madonna" ile tanıdım. Evet popüler bir kitaptı ve bunda Raif beyin büyük katkısı var sanırım ;) ama bana göre klasik bir Yeşilçam konusuydu . Bu durum tabi bende beğenmeme hissi vermedi aksine daha çok sevdim ve Sabahattin Ali'nin tüm kitaplarını okuma kararı aldım... Bu kararımda yanılmadığımı Sırça Köşk ile daha iyi anladım.

Ben genelde roman ve hikaye türü kitapları okurken içindeki olaydan çok anlatım tarzı söyleyiş ve edebi yönden incelerim. Ve çok çok geç kaldığım bu yazarın kalemi sağlam, edebiyata tümüyle hakim. Bazı cümlelerini dönüp tekrar okuduğum oluyor... Bu hikaye kitabında da konu olarak çok basit hatta günlük olayları bile hikaye edebilmiş ama anlatım ile farkını ortaya koymuş ;) en çok güldüğüm ressamların yarışı idi :) ve en çok "Çirkince" - "Şirince" etkiledi. Kitabın ismi Şirince verilip gizemliliği daha arttırmak olur diye düşünürken son hikaye ile fikrim değişti ee yazarlar ne düşünürse kendi kitabı için daha iyisini düşünürmüş. Cidden sırça köşk masalı okumaya ve okutulmaya değer bir olay.

Bu arada Sebahattin Ali'nin öldürülmeden önce son yayınlanan ve akabinde toplatılan kitabı Sırça köşk olduğunu öğrendim. :(

Yorum-3

Sırça Köşk 13 öykü ve 4 masaldan oluşan güzel bir kitap.

Genel olarak sıradan görünümlü, ama anlamı derin öyküler ve masallar demek sanıyorum bu kitabı en doğru anlatan söz olur.

Öykülerde genellikle alavere dalavere çeviren adamlar var, kötü şeyler var.

Sabahattin Ali, Bahtiyar Köpek öyküsünde de neden açlardan, dertlilerden, kötü şeylerden bahsettiğinin nedenlerini yine bir öyküyle gayet güzel bir biçimde izah ediyor.

Benim en beğendiğim öyküler; Dekolman, Çirkince ve Kurtla Kuzu oldu. Kurtla Kuzu tekrar tekrar okunmayı hakeden bir öykü.

Diğer taraftan, Hayvan Çiftliği tadında kısa bir masal olan Koyun Masalı ve huzur içinde yaşayan (sosyalist bir yaşam tarzından bahsediliyor aslında) bir şehire bir köşk yapılmasıyla bir anda bozulan hayat düzeninin anlatıldığı, aslında bir sistem eleştirisi olan Sırça Köşk benim en beğendiğim masallar oldu.

Yorum-4

On üç öykü ve dört masaldan oluşan öykü kitabıdır. Öyküleri beğendim, özellikle böbrek, dekolman, cankurtaran öykülerini okuyan/okuyacak arkadaşlar yazarın öyküleri tamamıyla kurguladığını düşünmesinler, tüm öykülerde gerçek bir şeyler vardır ama inan ki sözünü ettiğim bu üç öykü sağlıkla ilgili ve bu öykülerdekine benzer çok hikayeler yatar bizim ülke tarihimizin hastanelerinin ve doktorlarının geçmişinde. Aynı zamanda sağlık konusunda nerden nereye geldiğimizin göstergesidir. Gençler o zamanın sağlık şartlarını bilmeyebilirler o yüzden bu notu düşmek istedim. Ama Sabahattin Ali'de ne güzel ifade etmiş. Ben birebir doktorları veya hastanelerin halini yaşamış oldum tekrardan. Sabahattin Ali'yi yeterince eser veremeden öldürdüler ya içim ona yanar.

Yorum-5

Bu okuduğum dördüncü kitabı.

Kürk Mantolu Madonna,Kuyucaklı Yusuf,Değirmen ve Sırça Köşk ....

Kitapların hepsi birbiriyle kıyaslanamayacak kadar güzel.Bıraktığı tat,verdiği keyif çok ayrı.

Sırça Köşk 13 öykü ve 4 masaldan oluşuyor.Kitap kısa olmasına rağmen içindeki anlam derinliğinden dolayı bir çırpıda bitivermiyor. Her öyküden sonra durup onu sindirmeyi , anlamayı istiyor insan.

Bence Sabahattin Alinin kitaplarında neredeyse hiç mi hiç hata yok.

Dil eski Türkçe olduğu için okurken direk anlaşılması kolay olmuyor fakat cümle bütünlüğünden ne demek istediğini tahmin edebiliyorsunuz.

Sabahattin Ali okuyanlar zaten gözü kapalı bu kitabını da okur.Hiç okumamış olanlara tavsiyem; bir an önce başlayın ;)

Yorum-6

Sabahattin Ali yine geleceği görmüş, geçmişten ders alın demiş resmen. Harika bir dil, harika öyküler ama masallar çok daha muhteşem. Kitap 2 bölümden oluşmakta. İlk bölümde öyküler var. İkinci bölümde ise masallardan oluşuyor. Masalları daha çok beğendiğimi itiraf edebilirim. Çok sarsıcı ve mükemmel dersler veriyor.

Portakal hikayesi; nasip nedir bilemezsin gibi bir ders vermiş, Beyaz Gemi öyküsü ise sanat konusunda, lakaplar ve takılan isimlerin üzerine yapışması sonucu oluşan olaylardan bahsetmiş.

Beni en çok etkileyen konulardan biri ise sağlık oldu. Sağlıkla ilgili bir çok hikaye anlatmış ama bu kadar mı gerçek olur. Resmen geçmişimizde yaşanan sorunlar, sıkıntılar hepsi çok kötü şeyler. Maddi yetersizlikler sonucu ölenler, doktor azlığından dolayı ölenler, doktorların deneyimsizliği vb. Cankurtaran hikayesi ben kitapta en etkileyen kısımdı itiraf edebilirim.

Bahtiyar köpek hikayesi ile annelik içgüdüsü, ailenin önemi anlatılmış. Kısacası küçük bir öykü kitabına neler sığdırmış Sabahattin Ali. Vuslat, kavaşamama, doğayı tahrip etmeme, kültürel yozlaşma, tarihine sahip çıkmama, devletin yanlış politikaları, açgözlülük, hapishane, işkenceler, boş lafa kanmamak,reklamlara kanıpta aldanmak...

Son masal Sırça Köşk çok sağlamdı. Herkese tavsiye ederim. Sabahattin Ali'nin adı geçmesi bir kitap için yeterli sanırım. İyi okumalar diliyorum.

Yorum-7

Sabahattin Ali'nin 1944 ve 1947 yıllarında yazdığı, on üç deneme ve dört kısa masaldan oluşan bu kitap, sade dile akıcı cümleleri ile okuru geçmiş zamanın sokaklarında gezintiye çıkarıyor...

Özellikle hastanede yaşanan, Doktor Mutena Cankurtaran ve İbrahim arasında ki hadise çok düşündürücü...

Çirkince'nin konusu ise; Cumhuriyet dönemi ile isminin nasıl değiştirildiği...

Çilli'nin başına gelenler ve evladı hakkında ki kararı...

Avni Akbulut'un böbrek rahatsızlığından dolayı geldiği İstanbul'da, başına gelenler ise, merhamet yoksunluğu ve sömürücülüğün; saf duyguların nasıl kullanıldığına dair güzel bir örnek teşkil ediyor...

Katil Osman'ın hikayesin de ise insan hayatına kastın bu kadar kolay mı olduğunu sorgulayacaksınız...

Rıfat'ın karakolda başından geçen işkence dolu dört günün anlatımı ise, sizi sanki o odanın için de onun ile birlikteymişsiniz hissini uyandırıyor...

Yazar öykülerini o kadar sade bir dille ama o kadar güzel bir tasvir ile yazmış ki, okurun her öykünün içinde yer almasını sağlıyor...

Yorum-8

Bu zamana kadar okuduğum öykü kitaplarI arasında gerçekten en kaliteli yazı diliyle yazılmış her okurun kütüphanesinde bulunması gerektiğini düşünüyorum. Sabahattin Ali okurken pişman olunmayacak yazarlardan.

Yorum-9

Sabahattin Ali’nin Sırça Köşk adlı kitabında hepsi 1940’lı yıllarda yazılmış olan 13 hikaye ve 4 de masal var. 1948’de öldürülen Ali’nin ustalık eserleri de diyebileceğimiz bu eser aradan geçen senelere rağmen günümüzde dahi etkisini ve güncelliğini koruyabiliyor.

Ali, edebiyatçı kimliğinin politika ile örselemiş bir isim bana göre. Halbuki politik olmayan o kadar güzel hikayeler yazmış ki. Çoğumuz onu Kürk Mantolu Madonna ve Kuyucaklı Yusuf romanlarıyla biliyoruz. Çoğu bestelenmiş ve bu nedenle popüler olmuş şiirleri de var. Ancak Ali’nin en önemli tarafı belki de öykücülüğü. Yeni Dünya’da birbirinden başarılı öykülerini okuduğumuz Ali, Sırça Köşk’te de bu başarısını devam ettiriyor. Çoğu 1940’larda geçen ve Anadolu/İstanbul kesitleri sunan hikayeler capcanlı bir şekilde karşımızda duruyor.

Portakal hikayesi ticaretten vurgun yapanlarla, saf bir gemiciyi anlatıyor. Beyaz Bir Gemi ise biraz da trajikomik bir hikaye. Ressamlar arasındaki rekabetin ve beyaz bir gemi beklentisinin anlatıldığı bir hikaye üstelik.

Katil Osman’da Ali bizi kendisinin de iyi bildiği cezaevi ortamına götürüyor. Böbrek ve Cankurtaran ise paragöz doktor tipleri ile sonları felaketle biten garibanların hikayelerine sahne oluyor. Bahtiyar Köpek bir sistem eleştirisi olarak karşımıza çıkıyor.

Çirkince’de ise günümüzde hayli meşhur bir yer haline gelen Şirince köyüne gidiyoruz. Selçuk ve Şirince’yi bilenler için daha da ilgi çekici bir hal alabiliyor hikaye.

Masallar arasında ise bence öne çıkanı kitaba da adını veren Sırça Köşk. Saray ve şatafat eleştirisi var orada da.

Özetle, Sabahattin Ali, benim gibi kısa hikayelerden pek hazetmeyen birisine dahi hitap edebilen, kendini okutan eserler koymuş ortaya.

Yorum-10

Okuduğum ve beğendiklerimin engüzeliydi desem yalan olmaz. Zamanı olmayan hikayelerin anlatıldığı;"Acaba günümüzü yaşayıp görmek ,yarım kalmış,kısa ömrünü tamamlamak için geri mi geldi de gizli köşesinde ağlanası memeleket manzaralarını kaleme almış." Diyeceğim ama seksen yıl olmuş bu öyküleri anlatalı!Büyük insanlar yüzyıllar sonrasını görüyor işte böyle.Tıpkı ATATÜRK gibi!

Sırça Köşke Kitabından Alıntılar

Alıntı-1

Acılar kalbimi nasırlaştırdı ve kalbim, her zaman üzerine basılan bir nasır gibi sızlıyor. Yalnız ben artık bağırmıyorum, bağıramıyorum

Alıntı-2

Bu dünyada çobansız da, köpeksiz de yaşanabilirmiş. Ama bunu anlamak için her defasında bu kadar kanlı kurbanlar verecek olursak pek çabuk neslimiz kurur. Bari siz gözünüzü açın da, ilerde başınıza yeniden itler, hele kendilerini kurt sanan palavracı itler musallat olursa, sürüyü canavarlara paralatmadan onları defetmeye bakın!

Alıntı-3

Cennet gibi yerler virane oldu diye gavurda keramet, Müslüman'da kabahat arama!.. Eskiden buraların sahipleri burada yaşar, burada işlerdi. Sen sahipli memleketi sahipsiz eden beylerin yakasına yapış...

Alıntı-4

Bol bol hayaller kurup bunların her zaman boşa çıktığını görmeye alışmış bütün insanlar gibi, ressam Tevfik de kaderine çabuk boyun eğenlerdendi.

Alıntı-5

"Bu dünya menfaat dünyası. Menfaatini düşünmeyen insan olur mu? Eline fırsat geçirip de çalmayan bir kişi göstersene bana!.. Ha? Bir kişi!.. Kör olayım yoktur."

Alıntı-6

“Her an bir şey olması ihtimali içinde, saatlerce, günlerce hiçbir şey olmadan beklemek, azapların en korkunçları arasındadır. Bir kapının önünde, bir hücrede neden olduğunu bilmeden beklemek. Kafanıza dolmak isteyen türlü ihtimallerle zaman zaman yüreğinizin çarpıntısı artarak beklemek.”

Alıntı-7

Elle tutulamayacak kadar ince, asla yırtılmayacak kadar sağlam bir ağ halinde onları saran bu can sıkıntısı, biraz dikkat edilince, kahkahalarda boş bir çınlama, gözlerde soğuk bir alakasızlık halinde kendini gösterir. Söyleyen de, dinleyen de o anda başka bir şey düşünüyor gibidir, halbuki hiçbir şey düşünmezler. Ama bundan şikayetçi değildirler; hatta canları sıkıldığının bile farkında değildirler. Boş da olsa gülerler ve hallerinden memnun olmasalar da, hayatlarında bir değişiklik istemezler.

Alıntı-8

Kalbimizin 40 derece ateşe kaç gün dayanabileceğini, böbreğimizin günün birinde taş yapıp yapmayacağını nasıl bilemezsek, söylenmemesi gereken bir hakikati veya bize zorla söylettirilmek istenen bir yalanı söylememek için ne kadar tazyike tahammül edebileceğimizi de ölçemeyiz.

Alıntı-9

Dedim ya, kendi içimizde, kendimize dair bilmediğimiz o kadar çok şey var ki... Böyle vesilelerle meydana çıkıyor da öğreniyoruz. Bunların var olması utanılacak bir şey değildir, var olduğunu öğrendikten sonra buna göre hareket etmemek yanlış, hatta korkunç olabilir.

Alıntı-10

Eh, koyun deyip geçmeyelim. Onların içinde de ne koçlar, ne yiğitler vardır. Dünya kuruldu kurulalı bütün koyunlar çobanla, köpekle yaşamadılar ya! Onlar da bir zamanlar kasaptan, celepten, çobandan, köpekten habersiz, yiyeceklerini kendileri arayıp bulurlar, düşmanlarını kendi sert boynuzları ile yıldırıp kaçırırlardı.

Sırça Köşk Pdf indir

Made with Adobe Slate

Make your words and images move.

Get Slate

Report Abuse

If you feel that this video content violates the Adobe Terms of Use, you may report this content by filling out this quick form.

To report a Copyright Violation, please follow Section 17 in the Terms of Use.