Stefan Zweig Satranç Pdf indir Avrupa kültürüne elveda derken yaşama da veda etmeyi seçen Zweig'ın son yapıtı Satranç, gerilimli kurgusu ve kahramanın ruhsal gelgitlerinin işlendiği dokusuyla, kısa ama her bakımdan etkileyici olağanüstü bir uzun öyküdür

Satranç Pdf

Stefan Zweig Satranç Kitabı Arka Kapak Bilgisi

Rastlantı sonucu eline geçidiği bir kitapla satrancın inceliklerini öğrenerek bu oyunu bir tutkuya dönüştüren ve giderek bu tutkusu yüzünden beyin hummasına yakalanan Dr. B.'nin öyküsüdür görünüşte Satranç. Ama derinlerde bir veda mektubudur aslında.

Stefan Zweig'ın Brezilya'da sürgündeyken yazdığı ve Şubat 1942'deki intiharından birkaç ay önce tamamladığı Satranç, Avrupa kültürünün nasyonal sosyalist tehlike altında yok oluşuna işaret eder.

Avrupa kültürüne elveda derken yaşama da veda etmeyi seçen Zweig'ın son yapıtı Satranç, gerilimli kurgusu ve kahramanın ruhsal gelgitlerinin işlendiği dokusuyla, kısa ama her bakımdan etkileyici olağanüstü bir uzun öyküdür

Stefan Zweig Satranç Kitabını aşağıdaki adresten pdf olarak indirebilirsiniz.

http://www.pdfkitaplariindir.com/satranc-pdf-indir.html

Stefan Zweig Satranç Kitabı İncelemesi

Satranç, Stefan Zweig'ın bir nevi dünyaya vedası niteliğindedir. Ölmeden önce yazdığı son eser olan Satranç, farklı bir dünyanın kapılarını aralıyor bizlere.

Kitap, iki arkadaşın New York'tan Buenos Aires'e giden bir gemiye binmesiyle başlar. Gemide gazeteciler de vardır çünkü dünya satranç şampiyonu Mirko Czentovic de bir turnuva için Buenos Aires'e gitmektedir. Mirko Czentovic, küçük yaşlarda anlama, konuşma gibi birçok konuda zorluk çekmiş bir köylüdür aslında. Küçüklüğünde rahip olan babası ve arkadaşının her akşam oynadığı üç el satranç müsabakalarını düzenli olarak izleyerek satranç öğrenmiştir. Bir akşam babasının işi çıkıp da arkadaşıyla oynadığı satranç yarım kalınca, Mirko babasının yerine oyuna girerek o eli ve devamındaki iki eli daha kazanır. Babası buna çok şaşırır ve devamında şehirdeki satranç kulübüne giderek yeteneğini herkese gösterirler. Böylece büyük bir şöhrete ulaşan Mirko Czentovic, en sonunda da dünya şampiyonu olarak şöhretini zirveye ulaştırır. Fakat satranç oyunu bitip de masadan kalkınca, çevresindekilere küçüklüğündeki aptal bakışlarla bakmakta ve gazetecilere saçma ve anlaşılmaz yanıtlar vermektedir. Bu nedenle gazetecilerle veya çevresindeki insanlarla satranç dışında hiç konuşmamaktadır.

Gün geçtikçe gemideki yolcular arasında bir satranç şampiyonu olduğu duyulmaya başlar. Bunu duyan milyoner petrol zengini olan McConnor, Czentovic'e para karşılığı bir el satranç oynamayı teklif eder. Czentovic ise bu teklifi seve seve kabul eder. Fakat Czentovic'e karşı o sırada orada bulunan tüm satranç meraklıları birlikte oynayacaktır. Hamle sırası rakiplerine geldiğinde Czentovic salonun alt başındaki masaya gidip oturuyor, hamle sırası kendisine geldiğinde ise ayakta bir saniye bile duraksamadan hamlesini yapıyordur. Sonunda yalnızca kırk ikinci hamlede rakiplerini mat eder. Fakat yenilgiyi hazmedemeyen McConnor Czentovic'e bir el daha teklif eder. Yeniden yenilgiye doğru giderlerken beklenmedik biri çıkagelir. Yapacakları hamlenin yanlış olduğunu, eğer bu hamleyi yaparlarsa birkaç hamle sonra yenileceklerini söyleyerek doğru hamleyi yapmalarını sağlar. Bu her hamlede böylece devam eder ve sonunda Czentovic ile berabere kalırlar. Buna oldukça şaşırır ve sevinirler. McConnor adının Dr. B. Olduğunu öğrendikleri dostlarına bir el tek başına Czentovic ile oynamasını, parasını kendinin ödeyeceğini söyler. Fakat ne var ki Dr.B. oyun biter bitmez utangaç ve pişman bir hale bürünür. Bunun imkansız olduğunu, 25 yıldır hiç satranç oynamadığını söyleyerek oradan ayrılır. Dr. B. nin Czentovic'i yenmesini isteyen McConnor ve diğerleri aralarından birini Dr.B'yi ikna etmek üzere güverteye gönderirler. Dr.B'de bunu yapamayacağını söyler ve hikayesini anlatmaya başlar:

Seneler önce, babasıyla bir avukatlık bürosu işletirken, hükumetten gizli işler yaptığı gerekçesiyle tutuklanır. Fakat hapise atılmak yerine, içinde yalnızca bir koltuk, bir dolap, bir leğen ve küçük parmaklıklı bir pencere olan küçük ve alçak tavanlı bir odada tutulur. Başlarda bir sıkıntı yaşamasa da, zamanla saati ve zamanı bilemeyerek, yemeğini getirip götürmek dışında bir şey yapmayan ve kendisiyle tek kelime dahi konuşmayan bir gardiyanı görerek ve zamanını artık tüm ayrıntılarını ezberlediği pencereden görülen duvarı izleyerek tüm beyin fonksiyonlarını yitirmeye başlar. Zaman zaman sorguya götürülmektedir ve hiçbir iş görmediğinden gittikçe zayıflayan beyni ve düşünce gücü ile sorgu sırasında ağzından bir şey kaçırmamak için büyük bir çaba harcamaktadır.

Bir gün sorgu için beklediği odadaki askıda duran bir asker montunun içinde bir kitap görür ve onu çalar. Çok mutludur, zira geçen onca zamandan sonra ilk defa beynini çalıştıracak bir aktivitesi olmuştur. Hücresine geldiğinde kitabı açar ve onun bir satranç oyunları kitabı olduğunu görür. Başta hayal kırıklığına uğrasa da, sonraları ekmek içinden yaptığı taşları ve satranç tahtası olarak kullandığı kareli yatak örtüsü ile kitaptaki tüm oyunları oynamaya başlar. Zamanla tahta ve taşlara da ihtiyaç duymadan zihninde satranç oynamaya başlar. Fakat bir süre sonra bu bir saplantı halini almaya başlar. Tüm zamanını -uyku dahil- satranç oynayarak geçirmeye ve kendi kendisiyle oynamaya başlar. Lakin bu kez de kendi kendiyle oynarken yenildiğinde kendine kızmaya başlar. Oynarken gereğinden fazla heyecanlanmaktadır. Bir seferinde yine kendine karşı kaybedince sinir krizi geçirir ve eliyle camı kırarak elini keser. Sonra da hastaneye kaldırılır. Doktorun onun soyadını tanıması sebebiyle onu bir şekilde oradan çıkarır. Artık özgürdür, fakat bir daha satranç oynamamaya kararlıdır, ta ki gemideki karşılaşmaya dek.

Hikayenin sonunda, Czentovic ile bir el daha oynamayı kabul eder. Ertesi gün ilk elde Czentovic yenileceğini anlayınca pes eder ve Dr.B. bir el daha ister. Fakat yine gereğinden fazla heyecanlanmaya başlamıştır. En sonunda, sinir krizi tekrar nüksetmeye başlayınca kendine gelir ve oyunu bırakır. Masada, Czentovic'i satranç taşları ile baş başa bırakmıştır.

Stefan Zweig, bu kitabında başlayınca bitirinceye kadar elinizden bırakamayacağınız uzun bir öyküyle baş başa bırakıyor bizleri.

Satranç Oku

Stefan Zweig Satranç Kitabı Okuyucu Yorumları

Yorum-1

Stefan Zweig'ın hayata dair bir veda kitabıdır derler Satranç için. Son yazdığı eser olup sonrasında intihar etmiştir eşi Lotte ile. Her ne kadar bu kitap bir veda kitabı olsa da, genelde Zweig'in eserlerini okunması için başlangıç kitabı da olabilir. Gayet akıcı ve kısa bir kitaptır.

Öykü Doğu Avrupa'nın bir kasabasında çok ta zeki olmayan, bir kilise papazının büyüttüğü bir gençle başlar, adı Mirko Czentovic olan bu genç, genelde doğru cümleler kuramayan ve hayatın içerisinde çok verimli düşünemeyen ve yaşamını sürdüremeyen biridir. Çoğu zaman Kasabalılar bu gençle dalga geçerek zamanlarını geçirirler. Fakat bir gün Mirko, kasabanın Papazının ve Çavuşunun rutin hale gelen satranç oyunlarını izlerken, oyunu terk etmek zorunda kalan papazın masadan kalkmasıyla, satranç oyununa devam eder ve Çavuşu 22 hamle de mat etme becerisini gösterir.

Bu satranç müptelası Papazın, dikkatini ciddi anlamda çeker ve birkaç sıralı oyundan sonra Mirko'nun hiç yenilmemesi ve bir satranç dâhisi olarak oyunu sonlandırması akıllarına ilginç fikirler getirmeye başlar. Eğer Doğu Avrupa'nın bu çok ziyaret edilmeyen ve ismi bile bilinmeyen kasabasını, dünyaya satranç dâhisi bu çocukla meşhur edebileceklerini düşünerek, Satranç oyununun geçtiği şehirlere götürüp müsabakalar yaptırıp, bir dünya şampiyonu unvanını Mirko'nun alabileceğini bilmeden yola koyulurlar.

satranç

Bir süre sonra artık Mirko Czentovic gerçekten satranç oyununda bir dünya şampiyonudur ve ciddi bir üne kavuşmuştur. Önüne gelen herkesi çok ta uzun sürmeyen hamlelerle yenip ismini duyurma yolunda ilerliyordur. Satranç dışındaki her alanda içine kapanık ve insanlarla ilişki kurmaya çekinen bu adamın Amerika'dan, Arjantin'e bir vapur yolculuğunda başlayan Doktor B. Adlı satranç rakibi ile yaşadıklarıyla devam ediyor kitabımız.

Vapurda yolculuk sırasında zengin bir inşaat yatırımcısı Bay Mcconnor ile masada paralarını birkaç kez yenilmesine rağmen, son bir kez daha şansını denemeyen zengin patronun 8. Hamlesinde tam yenilecekken kalabalığın arasından çıkan Dr. B. Adındaki esrarengiz fakat satranç oyununu çok iyi bilen bu beyefendinin, Bay Mcconnor'a yaptığı önerilerle oyun berabere bitip. Dünya Şampiyonu Mirko'nun şaşırmasına ve tekrar bir oyun istemesine neden olur. Nefesler tutularak ertesi gün oyunu bekler tüm izleyiciler.

Mirko'nun karşısına çıkacak karakterimiz, Dr. B. İse Avusturya'da yaşamış, Hitler döneminde kraliyet ailesinin mülklerini kanunlara uydurarak koruyup, paralarını aklayan bir avukatken Gestaponun kendisini fark etmesiyle tutuklanan ve karanlık zindanların yerine bir Otelin odasında kilitlenip önemli ve sakıncalı kişiler kategorisindeki tutuklulara yapılan muameleye tabi olacak, sürekli sorgulamalar, psikolojik baskılar ve 4 ay boyunca tek başına otel odasında tecrit ve izole edilerek zihnini ele geçirmeye çalışan Gestaponun işkencelerine maruz kaldığı sürede, tekrar bir sorgu sırasında bir asker paltosunun cebindeki bir kitabın varlığıyla yeniden hayata tutunmaya çalışır.

Bu Satranç kitabındaki dünyanın en iyi satranç oyuncularının oyunlarını bu süre zarfında hem ezberler hem de yatağının çarşafındaki karelerden oyun tahtası, yediği ekmeğin iç hamurundan satranç malzemeleri yaparak satranç oynamaya başlar. Böyle süre giden günler sonrasında 1 yıla yaklaşan bu tutukluluk süresince artık tüm satranç hamleleri zihnindeyken bir sinir kriziyle hastaneye kaldırılmış ve sağlığından şüphe edilerek özgürlüğüne kavuşmuş biridir Dr. B.

Herkesin merakla beklediği Ertesi günkü müsabakada vapurdaki seyirciler yerlerinde sessizce bakışlarla oyunu izlemeye çoktan başlamışken, Buz gibi tavrıyla ve oyunu gayet zamanı kullanarak uzatan Şampiyon Mirko Czentovic ile Gayet kendinden emin ve tezcanlı şekilde hamlelerini yapan Dr. B.'nin ilk oyununda, Mirko oyundan çekilerek ilk oyunu kaybetmiştir.

Mirko durumu içerleyerek 2. Bir oyun talebinde bulunur, Dr. B tek oyun oynayacağını kendine söz vermişse de kendini tutamayıp rövanşı kabul eder ve mücadele tekrardan başlar, Mirko her zamanki soğuk ve acele etmeyen tavrını sürdürürken, Dr. B çok heyecanlı bir şekilde haddinden fazla heyecanlanarak oyunu sürdürmektedir. Bu bahsi geçen son oyun kitabın bitişiyle son bulunmakta.

Bu 2. Müsabakayı çok merak ettiğinizden eminim, sizce dünya şampiyonu Mirko mu? Yoksa bir otel odasında 1 yıl boyunca bir satranç kitabını ezberleyerek zihnini diri tutan Dr. B mi oyunu kazanacak? Stefan Zweig'in hayata veda etmeden yazdığı bu son kitabı okuyup, kazananın kim olduğunu öğrenmeyi sizlere bırakıyorum.

Yorum-2

Kaderinizi belirleyecek hamleyi başlatacak el, sizin eliniz olmadıktan sonra, ne olursanız olun sonuçta o altmış dört birim karelik evren üzerinde hepiniz her daim “elverişli kullanılacaklar” listesinin ilk akla geleni, ilk gözden çıkarılacak olanı olan piyonsunuzdur. Onun için böbürlenmeyin; ne oldum değil, ne olacağım deyin. Bir bakmışınız şah iken şahbaza, vezir iken rezile, aşılması imkânsız duvarları ile kale iken sıradan bir taş yığınına dönüşürsünüz.

Şah gücünü, varlığını korumak için her ne pahasına olsun maiyetini feda edebilme acımasızlığından alır; sermayesi acımasızlıktır. Oysa altmış dört birim karelik evren tahtası üzerindeki habitatın en güçlü görünen zayıfıdır. Yapabildiği tek şey uğruna feda ettiklerinin arkasından bir damla bile olsun gözyaşı heba etmeden, kendilerini onun için feda edenlerin yüce gönüllülüğünün atmosferini teneffüs edip öne çıkma kahramanlığına kalkışmadan, her daim arkasına saklanabileceği bir kahraman bulmak, o da olmuyorsa acınası bir korkaklıkla sağa sola, öne arkaya doğru gidip gelmektir.

Oysa son bellidir. Kader ağlarını örmüştür. Açgözlülüğün bedeli; istilacılığın, fetih çılgınlığının bedeli her zaman gözden çıkarılanların ölü bedenleri üzerine basarak tırmandığınız altın kaplı zirveler, üniformalar üzerindeki sırmalı şeritler, omuzlarınız üzerindeki sıra sıra yıldızlar değildir; çünkü bazen şahları da vururlar.

Strateji, değerler ve ilkeler üzerine değil; sadece kazanmak üzerine bina edilirse, altmış dört birim karelik evren üzerinde her varlık sırası geldiğinde mutlaka ölümü tadar. Görkemli alçaklıkların bina edildiği parseller her zaman sırtı sıvazlanıp ölüme gönderilenlerin kanları ile değil, sırt sıvazlayanların da kanları ile sulanır nadiren. Bütün hamleleri kendi varlığına, dirliğine mahkûm eden Şah’ın kaderi, bazen etrafında ardına saklanacak bir taş bulamadığında teslim olacağı korkunun ürpertili yalnızlığıdır. Bu yalnızlığın rengi “mat”tır.

Stefan Zweig, Satranç adlı yapıtında Nazilere esir düşüp dış dünyadan tecrit edilen Dr. B.’nin, zaman –mekân kavramını zamanla yitirip, akıl sağlığını kaybetmenin eşiğindeyken, sorguya götürüldüğü odada sorgucusunun paltosunun cebinden çaldığı, satrancın en önemli ustalarının hamlelerinin bulunduğu kitabın pratiğini önce beyninde kurgusal olarak sonra ise çarşaf üzerinde boyadığı ekmek parçaları ile oynayarak akıl sağlığını nasıl koruduğunu anlatır.

Kitap kurgusu, dili ve tekniği ile kusursuz olmasının yanında yazarın yaptığı o mükemmel satranç tarifi ile de zihinlerimize edebi bir şölen sunuyor.

Yorum-3

Eşi ile birlikte intihar etmesinden birkaç ay önce kaleme aldığı ve bir veda niteliği taşıyan bu eser; usta yazar Stefan Zweig’ın,Nazi rejiminde takındığı zıt yönlülüğünü satranç üzerinde kurguladığı ve yazarın iç dünyasında verdiği savaş hakkında bilgi edinmek adına önemli bir başvuru kaynağıdır.Bir yandan sessiz çığlıkları ile düşmanı olduğu Nazi rejimini eleştirmiş diğer yandan Savaş Bakanlığı’na gönüllü katılımı ile de zıt bir davranışta bulunmuştur.Bu iki farklı yönü siyah ve beyaz olarak nitelendirmiş,eserinin baş karakteri olan Dr. B. ile kendisinin,bir satranç dehası olan Czentovic ile de kısmen A. Hitler’in profili çizmiştir.

Bir deniz seyahati sırasında;Czentovic’e karşı oynayan bir grubun oyununa müdahale etmiş olan Dr. B.,yenilmesi kaçınılmaz olan gruba tavsiyeler vererek oyunun berabere bitmesine sebep olmuştur.Czentovic,beraberliğin sebebi olan Dr. B.’ye yeni bir oyun teklif etmiş,bir defaya mahsus olmak üzere de Dr. B. bu teklifi kabul etmiştir.Oyun oynanmadan önce anlatıcı rolündeki ve Czentovic ile oynamış olan grubun bir üyesi,Dr. B. ile sohbet etme girişimde bulunmuştur.Czentovic'e karşı nasıl bu kadar başarılı olduğu sorusu karşısında Dr. B. kendi hikayesini anlatmaya koyulmuş,Gestapo tarafından tutuklanıp bir odaya tıkıldığını,aylarca yalnız ve uğraşsız kaldığı bu odada,bir sorgu öncesi görevlilerden birinin cebinden çaldığı satranç temalı kitap ile kendi zihninde; satranç oyunu kurduğunu,siyahı oynayan başka,beyazı oynayan başka birini yaratarak tek bir kişiden iki farklı karakter oluşturarak,aylarca sadece satranç düşünmekten beyin iflasının eşiğine gelen kendisinin,dünya şampiyonu olan Czentovic'i yenebilecek seviyeye nasıl geldiğini anlatmıştır.

Yorum-4

Bir insan 71 sayfaya ne sığdırmış olabilir ki? sorusunun cevabı bu eser de mevcut. Nazi Almanyasından kaçan yahudi kökenli Avusturyalı yazar Stefan Zweig Rio da kaleme almış bu eseri. İnsanın canını en çok yakan işkencenin HİÇLİK olduğunu anlatmaya çalışan yazar okuruna o acıları hissettirebilmiş. Alıntı kısmına kitabın tamamını koymam gerektiğini düşündüğüm için sadece yazarın dünyaya veda ederken söylediği son sözü paylaşmayı uygun gördüm;

Yorum-5

Satranç. Bir kelime, iki hece, 7 harf, milyonlarca farklı kombinasyon, dizilim, olasılık, hesap, strateji, saldırı, savunma, sabır, öngörü, zeka, dikkat... Kralların, öğrencilerin, işsizlerin, dahilerin oyunu satranç...

Üniversite yıllarımda deliler gibi oynardık bu oyunu, yenilen hep rövanş ister, yenen müthiş bir haz duyar, bazen gece geç saatlere kadar sürer de sürer, kan çanağı olan gözler 64 karede uzayan satranç dolu gecelerde.. Sonra iş güç derken oynamaz oldum bu oyunu. Şimdi kitabı bitirince ilk işim alıntı ve yorumlardan sonra akıllı telefonuma satranç uygulaması indirmek oldu. Kısalığına tezat biçimde harika bir kitap.. Hani bir solukda okunacak kitap derler ya işte bu onunda ötesinde yarım solukta okunacak cinsten. Hiçlik, delilik ve deha ancak bu kadar gerilim dolu bir şekilde anlatılabilir. Beni bu kitapla tanıştıran 1000kitap üyelerine çok teşekkür ederim. Mutlaka ama mutlaka okuyun..

Yorum-6

Biyografisini okurken; 'eşiyle birlikte intihar etti' kısmına takılmış ve bu cümle büyük bir merak uyandırmıştı bende. Yazarın intiharından önce yazdığı son eser olan Satranç'a ise daha önce sadece rastgele bir göz atmıştım. Stefan Zweig ismiyle bu kadar geç tanışmanın verdiği pişmanlık kitap bittikten sonra ikiye katlandı.

Okudukça derinleşen, insanı saran ve sarsan, nabız yükselten, beynin kıvrımlarını hissettiren olağanüstü bir kurgu. Muhteşem bir zeka. Enfes psikolojik betimleme ve analizler ve bunların harmanlandığı mükemmel bir şaheser. Siyah-beyaz karelerden ve taşlardan öte bir şey. Okurken ortada bir oyunun olduğunu görüyorsunuz fakat ilerlerken bu oyunun bambaşka bir oyun olduğunun farkına varacaksınız. Bu imgelemli oyunda Mirko Czentovic ve Dr. B.nin akıl oyunlarıyla dolu düellosuna şahit olacaksınız. Eserdeki kişilerin simgeselliğinin izdüşümü gerçek hayata yansıtıldığında kitabın sarsıcı gücü ortaya çıkıyor. Bu kadar kısa bir kitabın neden bu denli yoğun ve etkileyici olduğu sorusuna ise tatmin edici bir cevap bulamadım.

Kitaptaki gizeme net bir cevabım yok ama kitapla ilgili net bir cümlem var: ÇARESİZLİK, YALNIZLIK ve HİÇLİK ANCAK BU KADAR GÜZEL ANLATILABİLİRDİ.!

Kitapla ilgili anlatılacak çok şey var ama iyisimi siz bir an önce kitabı alıp okuyun. SATRANÇ kitabında da SEFILLER gibi hafızama kazınacak çok özel bölümlerin olacağını şimdiden sezinliyorum. Gerçekten harika bir veda olmuş. "Yaşamak için birazcık hava bile bırakmayacaklar." Diyen Stefan ben bugün senin kitabınla nefes aldım. Seni yaşatacak binlerce okurun var. Ölüme giderken bile asil tavrından taviz vermemişsin sen. Özgür olan sensin. Tutsak ve aciz olanlar sonlarını düşünsünler. (Stefan'a söylemek istediklerim)

Kitaba daha erken denk gelmeniz dileğiyle.

Gönül rahatlığı ve şiddetle tavsiye edilir.

Yorum-7

Kendimi bildim bileli kitap okuyan biri olarak bu şaheseri bugüne kadar okumamış olmanın eksikliğini yaşıyordum. Uzun süredir merak ediyordum ama bana yakın zamanda kaybettiğim bir arkadaşımı hatırlattığı, hayatımın kitabı dediği için kendimi hazır hissetmedim, sürekli erteledim. Stefan Zweig kalemini çok beğendiğim bir yazar. Acımak kitabını da tıpkı bunun gibi çok sevmiştim. Nazi döneminde yaşamış ve türlü işkencelerle kendisinden bilgi almak için hapsedilen Dr. B işkencecisinin cebinden çaldığı bir satranç kitabıyla satranç oynamayı öğrenmiştir. ( İlkokul 5. sınıftan beri satranç oynayan, yarışlara katılan, lisanslı bir satranç oyuncusu olarak satrancın kitaptan okunarak öğrenilmesi hakaret gibi geldi :)) New York'tan, Buenos Aires'e giden bir gemide dünya satranç şampiyonuyla satranç oynayan Dr. B nin yaşadıkları gerçekten heyecanlandırıyor okurken. Hitler döneminde yaşamış ve bundan fazlasıyla etkilenmiş olan Zweig, nazi işkencelerinin bir insanın duyularını nasıl körelttiğini işliyor ve satrançla bir parça özgürleştiriyor kahramanı. Çünkü satranç bir oyun değil, stratejilerin yapıldığı, bir adım ötesini düşünüp görebildiğiniz bir yaşam tarzıdır. Kesinlikle bir başyapıt ve okumayan herkese öneririm.

Yorum-8

Birkaç saat içerisinde bitirilebilecek,gayet akıcı ve sürükleyici acaba ne olacak dedirten kitaplardan biri.

Yazar, Hitler döneminin etkisinde kalan insanların psikolojik çöküşlerini etkileyici bir biçimde betimlemiş.Bir insanın uğradığı psikolojik işkencelerin sonuçlarının ruhuna ve bedenine yansımasını, hayata tutunmak ve benliğini hiçlikte kaybetmemesi için kendine yeni bir uğraş bulmasını, delilik ve dahilik arasındaki ince çizgiyi başarılı bir şekilde anlatmış.Bu süreçte insanın ruhundaki,aklındaki gelgitleri yansıtmış.

Kitapta yer alan "Yeryüzünde hiçbir şey insan ruhuna hiçlik kadar baskı yapmaz." cümlesi Dr.B.'nin içsel çöküşünü özetleyen kitabın can alıcı cümlelerinden biridir bence.

Stefan Zweig'in ruh dünyasında yaşadığı ızdıraplarının, onu intihara sürükleyen nedenlerinin bir yansıması belki de bu kitap.

Yazarın okuduğum ilk kitabıydı,kesinlikle son da olmayacak.Okuyun,okutturun.

Yorum-9

Mikro Czentovic satranç dünya şampiyonudur.Umursamaz tavrı, kendini beğenmişliği ve cahilliği ile ünlüdür. Kibri ise en önemli vasıflarından bir tanesidir. Bir papazın yanında verilen her görevi üstlenen bu çocuk, yeteneğinin keşfedilmesi ile köyünü ve ismini dünyaya duyurmayı başarır...

Dr. B ise yıllar önce Hitler döneminde bir otel odasında hücre hapsi yaşarken ve sorgulanırken çıldırma noktasında kendi hayali dünyasında kendine karşı oynadığı satranç oyunu ile ayakta kalmasına rağmen, yıllar içinde psikolojik olarak ne kadar derin travmalar yaşadığını, Mikro ile oynadığı oyunda tekrar keşfetmeye başlar. Hayali olarak oynadığı bu oyunlar bu kibar, zarif adamı ne şekilde etkilemiştir?

Kitap tam bir psikolojik savaşı ve yıkımı, sizi sıkmadan merak ile okumanızı sağlayacak şekilde yazılmış. Yazar her eserinde olduğu gibi bu eserinde de kaleminin gücünü gözler önüne sermiş...

Yorm-10

Sözün bittiği yerdir bu kitap. Çünkü Stefan Zweig bu kitabı intihar etmeden birkaç ay önce tamamlamıştır. Dr. B ve Mirko Czentovic birbirine tamamen zıt iki karakterdir. Tamamen farklı iki kültür. Bu iki karakterin dönemin çalkantılı siyasi sistemini tasvir ettiğini söyleyebiliriz ve Stefan Zweig'in Dr. B'yle kendini özdeşleştirdiği yadsınamaz bir gerçektir. Olağanüstü bir kurgu gerçekten. Olaylardaki gerilimi adeta damarlarımda hissettim. Satranç tutkusunu saplantı haline getiren Dr. B.'nin ruhsal gelgitlerini onunla birlikte yaşadım.

Satranç Pdf

Stefan Zweig Satranç Kitabından Alıntılar

Alıntı-1

''Dizleri titremeye başladı: BİR KİTAP! Dört aydır elime kitap almamıştım ve içinde insanın ard arda sıralanmış sözcükler, satırlar, sayfalar ve yapraklar görebileceği, başka, yeni, şaşırtıcı düşünceleri okuyabileceği, tanıyabileceği, beynini alabileceği bir kitabın hayali bile insanı hem coşturuyor hem de uyuşturuyordu.''

Alıntı-2

Satrancın çekiciliği tek bir şeyden kaynaklanır; stratejinin farklı beyinlerde farklı biçimlerde gelişmesinden.

Alıntı-3

İnsan kendisini ne kadar sınırlarsa o kadar yakınlaşır sonsuzluğa; bilhassa da dünyaya sırt çevirmiş gibi görünen insanlar, kendilerine has maddelerle termitler misali tuhaf ve kesinlikle eşsiz bir dünya maketi inşa ederler.

Alıntı-4

"Ama en kötüsü sorgulama değildi. En kötüsü, sorgulamadan sonra hiçliğime geri dönmekti; aynı masanın, aynı yatağın, aynı leğenin, aynı duvar kağıdının olduğu aynı odaya."

Alıntı-5

Fakat sonuçta düşüncelerin de, ne kadar herhangi bir özden yoksunmuş gibi görünürlerse görünsünler, bir destek noktasına ihtiyaçları vardır, aksi taktirde dönmeye ve anlamsız bir biçimde kendi etraflarında çember çizmeye başlarlar; onlar da hiçliğe dayanamazlar. İnsan bir şey bekliyordu ve hiçbir şey olmuyordu. İnsan bekliyor, bekliyor, bekliyordu ve hiçbir şey olmuyordu. İnsan tekrar tekrar bekliyordu. Hiçbir şey olmuyordu. İnsan bekliyor, bekliyor, bekliyordu, düşünüyor, düşünüyordu,şakakları ağrımaya başlayana kadar düşünüyordu. Hiçbir şey olmuyordu. İnsan yalnız kalıyordu. Yalnız. Yalnız.

Alıntı-6

Sözcüklerle anlatılamayacak bu durum dört ay sürdü. Eh, dört ay, yazması kolay: Altı üstü birkaç harf! Söylemesi de kolay: dört ay, iki hece! Çeyrek saniye içinde dudaklar böyle bir sesi çabucak uyduruvermiş: dört ay! Ama boşlukta, zamansızlıkta geçen bir dört ayın ne kadar sürdüğünü hiç kimse ne bir başkasına, ne de kendine anlatamaz, ölçemez, gözünde canlandıramaz; insanın çevresindeki bu hep aynı hiçliğin, bu hep aynı masa, yatak, leğen ve duvar kâğıdının ve hep aynı suskunluğun, insana bakmadan yemeğini içeri iten hep aynı gardiyanın, insanı çıldırtana kadar boşlukta dönüp duran hep aynı düşüncelerin insanı nasıl yiyip bitirdiğini ve yıktığını kimse kimseye anlatamaz.

Alıntı-7

İnsan bir şey bekliyordu, sabahtan akşama kadar bekliyordu ve hiçbir şey olmuyordu. İnsan tekrar tekrar bekliyordu. Hiçbir şey olmuyordu. İnsan bekliyor, bekliyor, bekliyordu, düşünüyor, düşünüyordu, şakakları ağrımaya başlayana kadar düşünüyordu. Hiçbir şey olmuyordu. İnsan yalnız kalıyordu. Yalnız. Yalnız.

Alıntı-8

Bize hiç bir şey yapılmadı, yalnızca tam bir hiçliğin içine koyulduk, çünkü bilindiği gibi dünyada hiçbir şey insan ruhunu hiçlik kadar baskı altına alamaz.

Alıntı-9

Bunun adı, düşünebilecek en ustaca izolasyonu sağlamaktı. Bize hiçbirşey yapmadılar sadece bizi en mutlak anlamda hiçliğin içerisine yerleştirdiler, bilindiği gibi dünyada hiçbir şey insan ruhu üzerinde hiçlik kadar ağır bir baskı uygulayamaz.

Alıntı-10

Ancak her ne kadar maddeye bağlı değil gibi görünseler de, düşünceler bile bir dayanağa gereksinim duyarlar, aksi durumda öteye beriye çark etmeye ve anlamsız bir şekilde kendi etraflarında dönmeye başlarlar; düşünceler de hiçliği kaldıramaz.

Satranç Pdf indir

Made with Adobe Slate

Make your words and images move.

Get Slate

Report Abuse

If you feel that this video content violates the Adobe Terms of Use, you may report this content by filling out this quick form.

To report a Copyright Violation, please follow Section 17 in the Terms of Use.