Bir gün biri demiş : '' Hayat bir koşu yarışı. Rakibin hayat ve onun akışı. Amacı bilincini sana karşı kullanmak yabancılaştırarak seni kendine, bu yarışta kaçıncı gittiğini fark ettirmeden sana yarışı tamamlattırmak ,kaçıncı olduğunu bilememenin verdiği bir susuzluk içinde bıraktırmak seni. '' Hiç kimse bu sözü anlamamış yarışın çoktan sonuna gelenlerin dışında.

Büyümek ve yaşlanmak

Yaşlanılır her gün

Yaşlanmak değildir insanlar için bu çoğu zaman

Büyümektir

Ta ki saçlarda ak kıllar belirene kadar

O günden sonra yaşlılık başlar

Tüm bu süreç boyunca kaçınılmaz bir evrim bekler insanı

Bu acı hayatta

Kimi bu süreçte hayatın acılığını olduğu gibi kabul eder

Kimi ise dilindeki tat tomurcuklarını istediği gibi yönlendirebilme

Acıyı tatlı

Tuzluyu tuzsuz olarak algılama

Yetisine sahiptir

Hayır, bu yetiyi ortaya çıkarma kabiliyeti

Bir Aziz Bey olma potansiyeli

Zevk almak için yaşama arzusu

Herkeste vardır.

Ama biz '' Aziz Bey Hadisesi''ndeki Aziz Beyi garip bir karakter

Ayfer Tunç'u bir yaratıcı, kurgulayıcı

Kendimizi bir davanın şahidi

yerine koyarak

Boyarız siyah beyaz hayatı.

Ama Aziz Bey olağanüstü bir hayat yaşamış

Kenidini ve diğerlerini aldatmış

Kendi ölümüne sebep olmakla suçlanmış

Aşkından, tutkusundan arınamamış

Hayatı bir esere dönüştürülecek kadar muazzam olan

Bir adam değildir.

O da bizden biri...

Yazar ''Aziz Bey Hadisesi''nde bizi anlatıyor.

Bizi ve çevremizdekileri

'' Solsan da sararsan yine gül pembe dehensin (ağızsın)

Rab'bin bana bir nimeti varsa o da sensin''( sayfa 16).

şarkısını okurken (...) Maryam'ı düşünerek gülümsüyor (...)(sayfa 16)

Kim bu gülümseyen?

Aziz Bey tabii.

Başka kim olabilir ki?

Ya biz...

Hiç mi sevmeyiz birini, bir şeyi

Ona kıymet yükleyip

Göklere çıkarır

Bir tanemsin demeyiz,

Çocukluk heyecanı içinde

Toz pembe bir dünya yaratmayız kendimize?

Sınırlar %10

Gelip geçen aşıkların yazdığı kağıtlarla dolu

İşten, dersten, okuldan kaytarma planlarının yapıldığı

''Göz göze gelince utangaç gülümsemeler''(sayfa 19)le bakışların ayrıldığı

Herkesin kendi tamburlarını aradığı

Yaşamak, son damlasına kadar ruhlarını maceralarla, ilk tecrübelerle doldurmak isteyen

Bir dönemdir tohumun filizlenmesi.

Sonrasında çocukluk geride kalmıştır,

Maryam'ın o konuşan gözlerinin susması

Aziz Bey'in daha da bir şevkle söylemesi

Ona yukarıdaki dizeleri

Aşk, tutku, hasret,üzüntü

Kavramlarını tanırken insan

Tanırken insan kendini ve kendi gibi diğerlerini

Gençliğe doğru atar ilk adımlarını.

Sınırlar %30

Gençlik ailedeki bir aşk meşk kavgası gibi

Sert ama uçup geçen bir rüzgar

O dizeleri adadığınız varlığa karşı oluşan bir bağlılık

Onun sizin ayakkabınızın bağcığına dönüşmesi

Bağcığın bir gün kopup

Beyrut'a uçuvermesi

Sizin kağıda dökmeniz göz yaşlarınızı

Yazdıklarınızı o beyaz şehre giden gemideki personelin ayakkabısına tutuşturmanız

Beklemeniz günlerce

Umut bağlamanız bağcığım beni seviyor, bana kavuşmak için çırpınıyor diye.

Bu gençliktir işte.

Su bulma umutlarıyla geçilen bir çöl

'' Maryam'ın ''Bensiz geçen günlerin...'' diye başlayan ve ardında bıraktığı sevgilinin samimimi duygularını şiddetle didikleyen sorularıyla dolu mektuplarında çocukça bir aşka tutulup uzaklara gitmek zorunda bırakılmış bir kızın değil,

Feleğin çemberinden geçmek( çok şey yaşamış olmak) üzere olan bir kadının havası vardı.''(sayfa 23)

Yetişkinliğe atılmıştı Maryam

Sınırlar %50

Aziz Bey hala gencecikken

Hayallerinin peşinde koşan

Evi terk eden

Kapıyı ailesinin yüzüne çarpan

Vurulmuş bir genç iken

Ayakkabı bağcığını arar ve

Kat ettiği onca yoldan sonra bulur onu bir dükkanda.

Onu tekrar kendine bağlamak ister

Ama yapamaz

Çünkü Maryam'ın sakladığı acı gerçek buna izin vermez :

Maryam için Aziz Bey'in diğer erkekler gibi olması

Ona vurulan erkekler gibi

Gelir tam 3 gün süresince ziyaret eder Aziz'i Maryam

Nezaket için

İnsanı aldatan kaçamak bir tavır takınır

Aziz Bey

Arabistan'a

Maryam'ı son kere de olsa görebilmek için geldiğinde.

Ama hayır, Maryam artık gençlik kafesinden yetişkinlik kafesine geçirilmiş.

Aziz geçinemez,

Parası tükenir onun.

Çalışır

Toros'un meyhanesinde müşterilerinin kulaklarını doyurur

Onların kalbinin ilacı oluverir

Bazen ağlatır, bazen içlerini şevkle doldurur

Dik başlılığını korur sözde.

Ama çalar

Müşterisine göre çalar

Onlar yazar, o söyler

Kafesteki papağan tekrar eder söylenenleri

Eğlendirir insanları

Ama bir gün kendisi adına konuşmayı öğrenir

Konuşur : '' İstanbul'a gidiyorum artık. Bilet aldım, gemiden... Gidiyorum''(sayfa 47).

Konuşmayı bilse de

İnsanların sesini yankılamaya muhtaçtır

Yaşamını sürdürmek için.

İnsanların seslerini tekrarlayan bir papağan

Bir yetişkinin kalıplaşmış kişiliğine bürünmeye

MUHTAÇTIR.

''Hayat bir sigara gibidir. Bağımlılık yapar ve insanın nefesini emer olduğu gibi.'' SINIR %60

Babası dışında

Her şey ulaşılabilir Aziz Bey için.

Ama o büyük sorun.

Perişan, pejmürde kılıklı adam!

''Tam 'Baba' diyecekti ki, cesedi andıran bu vücudun hala alabildiğine canlı gözlerinde bir nefret parlayıp söndü, babası demir kapıyı Aziz Bey'in yüzüne kapadı''(sayfa 50)

Babası yaşlanmıştı, kahır onunda boğazına düğüm oldu bitti

Oğlunun aşkı uğruna evden kaçması

Annesinin kahırdan ölümüne yol açmıştı

Aklının ucundan bile geçmemişti Aziz Bey'in bütün bunlar

O kapıyı çekerken

Yok, çarparken

Camın kırılabileceği

Annesinin canını yakabileceği

Babasını küs bırakacağı bütün bunların.

Ama artık o da büyüyor, anlıyordu bir davranışın, tek bir sözün ne kadar etkili olabileceğini.

Bir kapının önünde kapanması

Maryam'ın o kıvırcık saçlarının başkasının saçlarının kokusuyla kirlenmesi

UTANÇ VERİCİYDİ.

Ama o bastırdı içindeki çağlayanı

Perdeyle örttü şarkılar söylerken karısını

İnandı hep şarkılarını karısıyla olan gelecekleri için söylediğine

''Memnun.'' diye yorumlamıştı karısının suskunluğunu

''Sessiz bir kadın zaten...'' diye avutmuştu kendini

Kimi zaman hissederdi bir huzursuzluk

Karısını yalnız bırakmanın verdiği bir sıkıntı

Ama aradaki perde mani oldu,

Vuslat'ın kalbinin iç yüzünü okumasına

Vuslat'ın erken yaşta yaşlanıp hayattan solmasına.

Çaldığı müzik hipnotize ederdi onu

Cezbederdi kendi tamburunun sesini dinlemek

Karısıyla birlikte olmaktan

Karısının onu camda beklediği geceler.

Vuslat bir manzara perdelerin kapattığı

Perdeler dünyevi zevkler izleyen, dinleyen için

Perdenin varlığı tatmin eder adamı

Gerek duymaz onu aralamaya

Hayatın akışına bırakır insan kendini

Ama kimi zaman bu serbestlik

İnsanı pişman ettirir

Yaşlandırır Aziz Bey'i

Keder yağmuru içinde bırakır.

Sınırlar %30

Ölüm geldi çattı

Perde yırtıldı

Manzara yok oldu

Anladı biricik karısının hayattaki tek direği olduğunu

Yanında Vuslat yoktu artık

Bir apartman dairesi

Bir de işi vardı

Hayat arkadaşlarından hiç kimse kalmamıştı ona destek olacak

Ölmüştü annesi, babası, Vuslat...

Kaybettikleri onun üzerine ağır bir darbe gibi indi

Eski hayat arkadaşlarıyla dolu albümü açtı o

Her gördüğü kadın artık onun için

Vuslat' tı, Maryam'dı, annesi idi

Hepsi onun yüzünden gitmişti, o izin vermişti onların gitmesine

Kendisi ise babası olmuştu

O acımasız, duygusuz DİK BAŞLI bir adamdı

Hayır, o bunlara izin veremezdi.

İnatçıydı o

Vuslat, Maryam ve kendi annesine adayacaktı hayatını.

Onları sonsuzluğa kavuşturacak

Babasını gömecekti

Gömecekti şarkılarındaki o üzgün namelerin arasına

Babası, kendisi gibi insanların baskın karakterlerinin altında

Yok olup giden kadınların seslerini çınlatırken tamburuyla

'' Kalbim yine üzgün, seni andım da derinden.

Geçtim yine dün eski hazan(sonbahar) bahçelerinden''(sayfa 83).

Tutku dolu bir hüzün

Çocukluğun tutkusu insana geri döner yaşlılıkta

Kafesten çıkılır.

Çıkılır bedenden.

Özgürleşilir

Bu kafesteki kuşlar gibiyiz biz insanlar. Korkutuluyoruz hayat boyu bu kafesin dışına çıkmaktan. Gittikçe kafesimizi güçlendiriyoruz tek tip demirlerle. Yaşlanınca lakin korkumuz yok oluyor, tek tek demirleri sökmeye yelteniyoruz. Demirlerin orada durması isteyen hayat ise bize karşı gelip bizden kurtulmaya karar veriyor.

Aziz Bey'in kopan kolu hayatın acı anılardır.

İnsanların dilinden düşmeyecek olan 3 kadındır:

Maryam, Aziz'in annesi ve Vuslat.

İnsanlar gittikçe bu kadınların kişiliklerine bürünür.

Sığınırlar onlara

Çünkü korkarlar bir Aziz Bey olmaktan

Karşı gelmekten hayata, ölmekten

Acının içindeki tatlıyı bulmaktan

Kafese sığamamaktan

Atılmaktan yuvalarından dışarı

Oysa insan ancak o zaman büyür

Yaşlanmadan olgunlaşır.

Credits:

Created with images by ThomasWolter - "relay race competition stadium" • Greyerbaby - "boy looking fence" • KeithJJ - "softball girls team mates" • werner22brigitte - "woman portrait young" • Pexels - "adult beard boy" • jarmoluk - "old woman desert old age"

Report Abuse

If you feel that this video content violates the Adobe Terms of Use, you may report this content by filling out this quick form.

To report a Copyright Violation, please follow Section 17 in the Terms of Use.