Beyaz Kale Emir kırdan, ayça ülgen, Azra haseki

Ayna Metaforu

Amaçları:

Köle Hoca’ya maddi olarak bağlıyken, Hoca kölenin bilinçaltına bağlanmıştır.

Kültürleri farklı olsa da, aynı meslekten gelen insanlar benzerlik gösterirler.

Batı ve doğu kültürleri, İslam ve Hristiyanlık arasında hiçbir fark olmadığını göstermek.

“Odaya giren inanılmayacak kadar bana benziyordu, ben ordaymışım!”

İnsanın kendi yansımasını, benliğini ilk gördüğünde şaşırmasını temsil eder.

Hoca, köleyi eski hayatındaki benliğini hatırlamaya iter.

Kölenin kendisi de uzun zamandır aynaya bakmamıştır.

Benzettiği şey, kişilikleri midir?

“Yalnız kralların, prenseslerin, soyluların sarayları değil, sıradan insanların evleri de, özenle çerçevelenip, duvarlara dikkatle asılmış aynalarla doluydu; ama bir tek bundan değil, durup durup kendilerini düşündükleri için de bu işte ilerlemişlerdi.”

Bu cümle Hoca’nın ve Köle’nin kendilerini tanıma seviyelerini gösterir. Hoca’nın yaşadığı yerde ayna sadece bir süs eşyasıdır. Fakat Köle’nin geldiği yerde ayna kendini tanımak için kullanılır.

Kitap ilerledikçe Hoca da bu benzerliği fark etmeye başlar.

“Senin gibi oldum ben (...) Ben sen oldum!”

Farklı kültürlerden insanlar, aslında birbirlerine ne kadar benzediklerini anlarlar.

“Ayna da duvardan indirilmişti.”

Padişah bu benzerliği fark ettikten ve Köle kaçmak zorunda kaldıktan sonra Hoca Köle’nin yerine geçip İtalya’ya gider.

İnsanlar farklı kültürlerden geliyoru olabilir, fakat beraber çalıştıkça birbirlerine uyum gösterip benzeşebilirler. İnsanlar faklı olabilir, fakat onları bu şekilde birbirlerine benzeten ortak değer, insanlıktır.

“Her kölenin içinde bir hoca, her hocanın içinde ise bir köle saklıdır.” -Ramazan Korkmaz

Venediklinin Karakter Değişimi

"Niye Benim Ben"

Venedikli” ve “Hoca”- iki adsız karakter

Görünüş ve geçmiş, karakter

Din

Doğu/batı

Birbirlerine olan benzerliklerini fark etmeleri, kimliklerini sorgulamalarına yol açar

Geçmişte arayış

Köle olan kim?

Oyun başlar..

Bir akşamüstü evi tıkırdatarak gezinen ayak sesleri odama girip, Hoca, günlük ve olağan bir şeydensözeder gibi bana, "Niye benim ben?" dediği zaman, onu cesaretlendirmek isteyerek cevap verdim. Niye kendisi olduğunu bilmediğimi söyledikten sonra, bu sorunun, orada, onlar arasında, çok sorulduğunu, her gün daha çok sorulduğunu ekleyiverdim. Bunu söylerken aklımda bu sözümü dayandıracağım hiçbir örnek, hiçbir düşünce yoktu, hiçbir şey yoktu, yalnızca, soruyu istediği gibi cevaplamak istemiştim, belki, basit bir içgüdüyle, oyundan hoşlanacağını sezdiğim için

Başlangıç

Aramızdaki bilgi farkı, ona göre, yalnızca, hücremden getirip bir göze dizdiği ve benim hatırladığım ciltlerin sayısı kadardı. Olağanüstü çalışkanlığı ve zekâsıyla, sonraları daha da ilerleteceği İtalyanca'yı söküp, altı ay içinde bütün kitaplarımı okuyup, bütün hatırladıklarımı da bana tekrarlattığı zaman hiçbir üstünlüğüm kalmamıştı benim. Oysa kendisinde, çoğunun değersizliğini kendisinin de kabul ettiği kitaplarını aşan, öğrenilmiş şeylerden daha doğal ve daha derinden gelen bir bilgi varmış gibi davranıyordu. (31)

Bürünüş

Ama bunu, zaferden bir pay koparmak,ya da yaptıklarımın karşılığını almak için istemiyordum; içimde bambaşka bir duygu vardı: Ben orada olmalıydım, çünkü ben Hoca'nın kendisiydim! Tıpkı, sıksık gördüğüm korkulu rüyalarda olduğu gibi, dışardan gördüğüm kendimden ayrı düşmüştüm; kendimi dışarıdan gözleyebildiğim için, demek ki, bir başkasıydım; kimliğine büründüğüm bu başkasının kim olduğunu öğrenmek bileistemıyor , önümden beni tanımadan geçen kendime korkuyla bakarken, bir an önce katılmak istiyordum ona. (96)

Çoğu günlerce süren bu şenliklerde yağlı et ve pilâv tıkınmaktan, şekerden ve fıstıktan yapılmış o aslanlardan, devekuşlarından, denizkızlarından atıştırmaktan kısa zamanda şişmanladım.

Yerine geçtiğim kimseye benzemiyormuşum bile, O daha zayıf ve inceymiş, bense şişmanlamışım; O'nun bildiği her şeyi bilemeyeceğimi söylediğim zaman yalan söylediğimi anlamışlar;

Ziyafetlerde tıkınmaktan şişmanlamış, gıdım sarkmış, etlerim gevşemiş, hareketlerim ağırlaşmıştı; daha da kötüsü yüzüm de bambaşkaydı; o âlemlerde içip öpüşmekten dudaklarımın kenarına bir arsızlık bulaşmış, yerli yersiz uyku çekmekten, sızıp kalmaktan gözlerim mahmurlaşmış, hayatlarından, dünyadan ve kendilerinden memnun o aptallar gibi, bakışıma bayağı bir huzur sinmişti, ama biliyordum, yeni halimden memnundum: Sustum.

Italya’ya giden kim? Konuşan kim?

“Müneccimbaşılık yaptığım yıllarda..”

Evine gelen misafir ile Italyanca konuşmaz, oysa ikisinin de bildiğini biliyoruz..

Son Değişim?

Elbiselerimizi, telâşa kapılmadan ve konuşmadan, değiştirdik. Ona yüzüğümü ve yıllarca ondan saklamayı başardığım madalyonumu verdim. İçinde anneannemin annesinin resmi ve nişanlımın kendi kendine beyazlaşan saçları vardı; sanırım sevdi onu, boynuna taktı. Sonra çadırdan çıkıp gitti. Sessiz sisin içinde ağırağır kayboluşunu seyrettim. Ortalık aydınlanıyordu, çok uykum vardı, onun yatağına girip huzurla uyudum. (143)

Düş-gerçek ilişkisi (el yazması kime ait? Beyaz Kale gerçek mi?)

Postmodern edebiyatta da tarih anlatımı, “Yeni Tarihselcilik” kuramı ile paralel gelişir. Yeni Tarihselicilik kuramı özetle “aynı tarihsel döneme ait yazınsal ve yazınsal olmayan metinlerin paralel okunuşuna dayanan bir eleştiri yöntemi” olarak tanımlanmaktadır. (Oppermann 2006: 116) Postmodern kurama göre edebiyat da tarih de birer anlatıdır.

“İlk zamanlarda kitabı yeniden, yeniden okumaktan başka, ne yapacağımı bilmiyordum pek. Tarihe olan kuşkum hala sürdüğü için, elyazmasının bilimsel, kültürel, antropolojik, ya da “tarihsel” değerinden çok, anlattığı hikâyenin kendisiyle ilgilenmek istedim” (Pamuk: 7).[3] -Faruk Darvinoğlu'nun tarihe yaklaşımı

Kurmaca bir metin olan Beyaz Kale’de Nilgün Darvınoğlu gerçek bir kişi yerine geçer.

Nilgün Darvınoğlu

Nilgün Darvınoğlu. Cennethisar’a geldiği yaz (1980) itibarıyla sosyoloji bölümünün birinci sınıfını bitirmiştir.

Metin’in, Nilgün’ün erkek kardeşi, yorumu: “Tam bir komünist o” (s. 48).

Annesi, o üç yaşındayken vefat etmiştir.

Çocukluk arkadaşı olan ve Nilgün’e sevgi-nefret ilişkisi ile bağlanan Hasan’ın dövmesi sonucunda beyin kanaması gerçirerek hayatını kaybeder.

Beyaz Kale romanının kurgusal anlatıcısı Faruk, çalışmasını ona adayacaktır.

Aslında gerçek olarak varsaydığımız şeyler gerçekten gerçek midir? Gerçek ne öyleyse? Tam olarak gözlenebilir, anlaşılabilir ve aktarılabilir mi? Faruk Darvınoğlu’nun devamlı üzerine değindiği gibi bu mümkün değildir. Bu sorunsal hakkında birçok iç çatışması ve düşüncesi olan Darvınoğlu, yine de geleneksel tarih anlatısının çizgisinden de kopamaz

“Dönemin temel kaynaklarına başvurunca hikâyede anlatılan kimi olayların pek de gerçeği yansıtmadığını hemen gördüm: Sözgelimi, Köprülü’nün beş yıllık başvezirliği sırasında İstanbul’da büyük bir yangın çıkmıştı, ama kayda değer bir hastalık, hele kitaptaki gibi, geniş bir veba salgınının hiçbir kanıtı yoktu. Dönemin bazı vezirlerinin adı yanlış yazılmıştı, bazıları birbirleriyle karıştırılmış, bazıları da değiştirilmişti! Müneccimbaşıların adları ise saray kayıtlarında gösterileni tutmuyordu, ama bu noktanın kitapta özel bir yeri olduğunu düşündüğüm için üzerinde durmadım. Öte yandan kitaptaki olayları tarihsel “bilgilerimiz” genellikle doğruluyordu” (s.8).

Öte yandan kitaptaki olayları tarihsel “bilgilerimiz” genellikle doğruluyordu” (s.8).

Bilgilerimizin doğrulu o döemde okuduğumuz kaynaklarda yazanlara bağlıdır.

“Bizleri padişaha çıkarmak için zincire vurdular, askerlerimizi gülünç göstermek için zırhlarını ters giydirdiler, kaptanların ve subayların boyunlarına demir çemberler taktılar, gemimizden aldıkları borularımızı trampetlerimizi alayla ve keyifle çalarak eğlene eğlene bizi saraya götürdüler” (s.14).

Osmanlı Tarihçileri- hoşgörü-inanç özgürlüğü

İşgal-fetih anlayışı

Olayı yaşayanların ve aktaranların gözünden bağımsız aktarılamamaktadır

Bu sebeple, kölenin anlattığı durumla ilgili kesin bir yargıda bulanmayız.

Her tarih yazıcısı, tarihi kendi süzgecinden geçirerek yorumladığı için, tarih hiçbir zaman objektif bir alanda yer bulamaz kendine. Postmodern tarih kuramının temelinde de bu anlayış yatar.

Hikayenin başlangıcı- fişek gösterisi, padişahın gözünü boyama

Seçilen dönem: IV. (Avcı) Mehmed’in hükümdarlık dönemidir, 17. yüzyılın ilk yarısı

Gerçek bilgilere göre o dönemde İstanbul’da havai fişek gösterisi daha yapılmamıştır - anakronizm

Gerçek-roman arasındaki ilişki dağıtılmış oluyor.

“Gerçek, yaşanan hayat içinde durur; roman, o gerçeği alıp kendi gerçekliği içine uydurduğu zaman, dışarıdaki gerçeğe sırtını dönmüştür bile.”

Ay’a kadar gidecek bir fişek -Hoca

Uzay aracı-yaklaşık 400 yıl sonra

Olası mıydı? Mümkün müydü bunu düşünmesi?

Hoca Ay’ın bir yıldız olduğu hakkında kafa yorarken Venedikli, Batlamyus’tan bahseder Hoca’ya.

Batlamyus’un (85-165) Dünya merkezli ve Ay’ın da Dünya’nın çevresinde dairesel bir hareket yaptığını belirttiği Güneş Sistemi modeli o zaman hem İslam dünyası hem de Hristiyan dünyası tarafından kabul edilmiştir.

Dünya’nın bir merkezin etrafında dönmesi- Kopernik-”Commentariolus”-

1 Kasım 1536’da Capua’nın başpiskoposu kardinal Nikolaus von Schönberg Kopernik’e Roma’dan şunu yazdı:

''...İddia ettiğine göre dünya hareket ediyor güneş evrenin merkezinde küçük bir yer kaplıyormuş… “

Hoca ile Venedikli, sultana kendini kanıtlamak ve beğenisini kazanmak için o zamanlarda İstanbul’da görülen veba salgınını yok etmek çalışmaya başlarlar.

Vebanın yaşandığı tarih

17. yüzyıl başlarında Bayrampaşa vebası

İstanbul’u kırıp geçiren bir veba salgını da 1812’de görülmüş.

Romanın zamanı iki tarihle de kesişmiyor.

Anakronism-sahici-inandırıcı

“Beyaz Kale, tarihsel gerçekliğe sadık kalma kaygısıyla yazılmış bir roman değil.”

Kurmaca ve tarih

Credits:

Created with images by Ozgurmulazimoglu - "Kilitbahir Kalesi" • jarmoluk - "old books book old" • TuendeBede - "bolongaro palace maximum frankfurt" • jarekgrafik - "venice the sun holidays"

Report Abuse

If you feel that this video content violates the Adobe Terms of Use, you may report this content by filling out this quick form.

To report a Copyright Violation, please follow Section 17 in the Terms of Use.