Bin Muhteşem Güneş Pdf indir Bin Muhteşem Güneş, Uçurtma Avcısı kitabının yazarı Khaled Hosseini'in ikinci romanıdır

Bin Muhteşem Güneş Pdf indir

Bin Muhteşem Güneş Kitabı Hakkında Genel Bilgiler

Bin Muhteşem Güneş, Uçurtma Avcısı kitabının yazarı Khaled Hosseini'in ikinci romanıdır.

Bin Muhteşem Güneş Kitabının Konusu

Bin Muhteşem Güneş, Afganistan’da yolları kesişen iki kadının dayanışmasını anlatan, özlem, arkadaşlık, aşk gibi insani duyguları muhteşem bir şekilde harmanlayan tarihi bir romandır.

Kitabı Aşağıdaki Adresten Pdf olarak indirebilirsiniz.

http://www.pdfkitapindirmek.com/bin-muhtesem-gunes-pdf-indir.html

Kitabın İlk Bölümünden:

Meryem harami sözcüğünü ilk duyduğunda, beş yaşındaydı.

Günlerden perşembeydi. Bundan emindi, çünkü yerinde duramadığını, zihninin hani hani çalıştığını çok iyi anımsıyordu; bir tek perşembeleri böyle olurdu; Celil’in onu görmeye, kulübe’ye geldiği günler. Meryem vakit geçirmek, sonunda onun, dizboyu otların arasından geçip açıklığa çıktığını ve el salladığını göreceği âna kadar oyalanmak için, bir iskemleye çıkmış, annesinin Çin malı porselen çay takımını indirmişti. Bu takım, annesi Nana’nın elindeki tek aile yadigârıydı, daha iki yaşındayken kaybettiği annesinden kalmıştı Nana’ya. Mavilibeyazlı porselenlerin her bir parçası, zarif, kıvrımlı ağzıyla demlik, elle boyanmış ispinozlarla kasımpatılar, şeker kâsesindeki, şeytanı kovalayan ejderha, hepsi de Nana için aziz, paha biçilmez şeylerdi.İşte, Meryem’in elinden kayan, kulübe’nin zeminindeki tahta döşemelere çarpıp kırılan parça, bu sonuncusuydu.

Nana şekerliği görünce kıpkırmızı kesildi, üst dudağı titremeye başladı; gözleri, hem bozuk hem de sağlam olanı, dümdüz, kırpışmasız bir bakışla Meryem’e dikildi. Nana öyle kızgın görünüyordu ki, Meryem ona yine cin gireceğinden korktu. Ama cin bu kez gelmedi. Onun yerine, Nana Meryem’i bileklerinden yakaladı, yanına çekti, sıkılı dişlerinin arasından, “Seni küçük, sakar harami seni,” dedi. “Çektiğini onca çilenin ödülü bu iste. Aile yadigârımı kıran, sakar bir haramı”.

O sırada, Meryem anlayamamıştı. Haramı piç sözcüğünün anlamını bilmiyordu. Buradaki haksızlığı aynmsayacak, asıl suçlunun, tek günahı doğmak olan imranu’yi dünyaya getirenler olduğunu bilecek yaşta da değildi. Yine de, Nana’nın sözcüğü söyleyiş biçimi, Meryem’i kuşkulandırdı; haramı olmak çirkin, tiksindirici bir şeydi galiba; bir böcek, Nana’nın sürekli lanet okuduğu, kulübe den süpürüp attığı, şu telaşlı karafatmalar gibi bir şey.

Daha sonra. biraz büyüdüğünde, anladı. Meryem’in asıl içine batan, Nana’nın kelimeyi söyleme, daha doğrusu, tükürme biçimiydi. Annesinin ne demek istediğini artık kavrıyordu, haramının istenmeyen bir şey olduğunu yani; kendisi, yani Meryem, başkalarının sahip olduğu şeylerde, sevgi, aile, yuva, topluma kabul edilme gibi konularda hiçbir zaman hak iddia edemeyecek, gayri meşru bir varlıktı.

……

“Celil’le karıları itin ben bir Dikendim. Bir pelin olu. Sen ile öyle. oysa daha doğmamıştın bile.”

“Pelin otu nedir?”

“Zararlı, yabani bir ot,” dedi Nana. “Hemen koparıp attığın bir şey.”

Meryem içinden kaslarını çattı. Celil ona yabani ot muş gibi davranmıyordu ki. Hiçbir zaman da davranmamıştı. Ama akıllılık edip itirazını yüksek sesle dik getirmedi.

“Anne, yabani otların aksine, benim yeniden bir yere ekilmem, beslenip sulanmam gerekiyordu. Senin hatırına. İste, Celil’in ailesiyle yaptığı sözleşme buydu.”

Nana, Herat’na yaşamayı kabul etmemişti.

“Ne diye kalacaktım orada? Şu kinfini karılarını akşama kadar arabayla gezdirmesini seyretmek için mi?”

Babasından boşalan evde, Herat’ın iki kilometre kuzeyindeki Gül Daman köyünde de oturmayacaktı.

Uzak, tarafsız bir yerde yaşamak istiyordu; komşuların gözlerini dikip kanuna bakmayacağı, onu gösterip burun bükmeyeceği, ya da daha kötüsü, içtenlikten uzak, yapmacık bir şefkatle tebelleş olmayacağı.

“Zaten, inan bana, gözünün ününde olmamam babana da rahat bir nefes aldırdı. Bu durum çok isine geldi.”

Bu küçük araziyi öneren, Celil’in ilk karısı Hatice’den olma, en büyük oğlu Muhsin olmuştu. Gül Daman’ın epeyce dışındaydı. Buraya, Herat’la Gül Daman arasındaki anayoldan ayrılan, delik deşik, meyilli bir toprak yolla ulaşılıyordu. Patika, her iki yandan dizboyu otlarla, beyaz ve parlak sarı çiçeklerin beneklediği çayırlarla kuşatılmıştı. Yokuş yukarı, döne kıvrıla tırmanıyor, çeşitli kavak cinslerinin boy attığı, yabani çalı öbeklerinin büyüdüğü, düz bir araziye ulaşıyordu. Bu yükseklikten sıkıldığında, solda, Gül Daman’ın yeldeğirmenlerini puslu karadan seçilebiliyordu, sağ yandaysa Herat uzanıyordu. Patikanın dibinde, Gül Daman’ı çeviren Safidkoh dağlarından doğup gelen, geniş, alabalık dolu bir nehir akıyordu. Irmağın yukarı kısmında, dağlara doğru, iki yüz metre kadar ileride, silkınıv irinlerden oluşan, yuvarlak bir koru vardı. İşte, sözü edilen açıklık, bunun tam ortasında, söğütlerin gölgesindeydi.

Celil gelip araziye bir bakmıştı. Geri döndüğünde, dedi Nana, hapishanesinin temiz duvarlanyla, pırıl pırıl zeminiyle övünen bir gardiyan gibiydi.

“Böylece, baban bize bu sıçan deliğini yaptı.”

Nana on beşindeyken, evlenmesine ramak kalmış. Talibi, Şindandlı bir delikanlıymış; genç bir muhabbetkuşu satıcısı, Meryem öyküyü bizzat Nana’dan dinlemişti; annesinin o kısma hiç değinmemesine karşın, gözlerindeki hülyalı, gelen dolu ışıktan, onun için çok mutlu bir dönem olduğunu anlayabiliyordu Düğün gününe doğru akıp giden bu günler, belki de Nana’nın hayatında en mutlu olduğu, gerçek saadeti tattığı dönemdi.

Nana öyküyü anlatırken, onun kucağında oturan Meryem, annesinin gelinlik provasındaki halini gözünde canlandırmaya çalıştı. Onu bir atın sırtında hayal elti; yeşil duvağının gerisinde mahcup mahcup gülümsüyor; avuçları kızıl kınalı; gümüş tozuyla ortadan ayrılan saçlarına, bir bitki sapına dizili boncuklar iliştirilmiş. Şennay zurnası üfleyen, davulları döven çalgıcıları, gelin alayını bağırış çağrış kovalayan çocukları görür gibiydi.

Sonra, düğüne bir hafta kala, Nana’nın bedenine bir cin girmişti. Bunu Meryem’e uzun uzun anlatmasına gerek yoktu. Ona kendi gözleriyle defalarca tanık olmuştu zaten. Nona ansızın yere devrilir, vücudu kasılır, kaskatı kesilir, gözleri kayar, kolları ve bacakları, bir şey onu içeriden boğuyormuş gibi titremeye, seğirmeye başlardı; ağzının iki yanında beyaz, bazen de kan yüzünden pembe köpükler. Sonra uyuşukluk, o ürkütücü bilinçsizlik, anlaşılmaz sayıklamalar.

Haber Şindand’a ulaşınca, muhabbetkuşu satıcısının ailesi düğünü iptal etti.

Bin Muhteşem Güneş kitabı En sürükleyici kitaplar listesinde yer almaktadır.

Bin Muhteşem Güneş Okuyucu Yorumları

Yorum-1

Afganistan'da Kadın Olmak...

Tacik Asıllı Afgan Yazar Khaled Hosseini tüm dünyada (The Kite Runner) Uçurtma Avcısı kitabı ile muazzam bir başarı yakalamış, aylarca kitabı en çok satanlar listesinden inmemişti.

Yazarın ikinci kitabı olan Bin Muhteşem Güneş'de dünya çapında Uçurtma Avcısı kitabına yakın bir performans sergiledi.

Uçurtma Avcısı kitabını okuduysanız bu kitabı elinize yüksek bir beklenti ile alıyorsunuz. Yazarın olay örgüsü, duygusal anlatımı, psikolojik tahlilleri bir önceki eserde olduğu gibi gayet başarılı.

Bin Muhteşem Güneş romanında Khaled Hosseini Afganistan'da yaşayan bayanların, toplumsal baskı, ağır savaş koşulları ve dini rejimin dayatmaları arasında nasıl ezildiğini Leyla ve Meryem karakterleri üzerinden anlatmaktadır.

Eserde Afganistan'daki bayanların toplumsal konumunun yanında, Afgan halkını felaketten felakete sürükleyen rejim değişiklikleri de kronolojik olarak gerçeğe yakın bir şekilde okuyucuya sunulmuş.

Romanda Leyla adlı karakterin çocukluğundan yetişkinlik dönemine kadar olan duygusal süreçlerini bir olay örgüsü etrafında yoğun bir duygusal dille anlatan yazar, savaşın insan psikolojisindeki onarılamaz hasarlarına dikkat çekiyor.

Romanı okurken bir an sayfalar arasında tasvir edilen ülke ile ülkemizi kıyaslamadan edemedim.

(Gazi M.Kemal Atatürk'ün Anadoluyu İslamcıların bitmek tükenmek bilmez hırs ve ihtirasları arasından bir takım İnkılaplarla sıyırıp çağdaş toplum düzenine giden yolda ülkeye olması gereken yönü ve vizyonu verdiği için teşekkür etmeden geçemedim.

Gerçekten kendi döneminde çok sert eleştirilere muhatap kalmışsa bile yaptığı devrimin kıymetini bugün Şeriat Kuralları ile yönetilen ülkelere bakınca daha net anlayabiliyoruz.)

Afganistan'da kadınların bir yok denecek kadar kıymetsiz, kölelerden daha da aşağı bir seviyede görülen toplumsal konumları çok iyi tasvir edilmiş.

Leyla ve Meryem aynı ülkenin ortak kaderine sahip iki kadını olmanın yanında Raşit'in eşleri olarak da aynı evde dönemin tüm ezici ve kahredici zorluklarına birlikte göğüs geren iki kader mahkumu diyebiliriz. Zira yaşamış oldukları hayatın normal bir ülkede hapishanelerde yaşayan mahkumlara bile reva görülmediğini kitabı okuduğunuzda tüm gerçekliği ile anlayacaksınız.

Kitabın birbiri ardına akan sayfaları arasında şeriatın elden ele ve dilden dile nasıl farklı yorumlandığını, dinin cahillerin elinde topluma karşı kullanılan ürkütücü bir canavara dönüşmesini hayretle takip ettim.

Khaled Hosseini ikinci kitabı olan bu eserde yine mükemmel bir iş çıkarmış.

Okumamış olan arkadaşlara Uçurtma Avcısı romanından sonra Bin Muhteşem Güneş'i okumalarını tavsiye ederim.

Saygılarımla, Mustafa KEREM.

Bin Muhteşem Güneş Pdf indir

Yorum-2

Savaş zamanında herkes acı üzüntü yokluk çekiyor ama en acı kısımları çocuklara ve kadınlara kalıyor. Çünkü onların ruhlarında iyileşemez kabuk bağlayan yaralar bırakıyor. Meryem haftada bir günde gelse onun en değerlisiydi annesi ne derse desin babası özeldi çok seviyordu dünyalara değişmezdi öyle özel hissettiriyorduki kendisini babası o kadar çok seviyordu celili sonra babasının diğer eşleri ve kardeşleri baba pek bahsetmezdi ama anne anlatırdı hayata daha gerçekçi bakması için meryeme ve derdi ki baban seni çok sevdiğinden değil sadece suçunu affettirmek için geliyor yoksa bizi böyle bir yerde yaşatmazdı. Bir gün kardeşlerini görmek istediğini ve yarın kendisini almaya gelmesini istedi ama babası gelmedi ertesi gün meryem kalktı babasının evine gitti evde olduğu halde eve almadı o an anladı hayatın göründüğü gibi olmadığını meryem ama çok geç kalmıştı o günden sonra annesiz hayata tutunmak zorunda kalmanın ne demek olduğunu öğrenecekti. sonra baba evi ve hiç istemediği evlilik ve üstüne kuma gelişi leyla istiyormuydu kuma olmayı raşiti evliliği ellbette okuyup avukat yada doktor olacaktı ama ansızın kimsesiz kalıvermişti savaşın ortasında hem de sevdiceğinden bir parçayla kendisi için değil ama tarığın anısını yaşatmak için yaşamak zorundaydı. meryem istemedi haklıydı ama sonuçta anne kız gibi oldular ve neleri göze almadılar ki İki kız çocuğu ve çocuk yaşta gelin oluşları ve dinin onlar üzerinden sömürülmesi ve şiddet kadın olmak suçmuş gibi onlar yokmuş gibi davranılması erkeklerin kendi hatalarının bedelinin onlara yükletilmesinin romanı Afganistanın yakın tarihin roman olarak bir Afganlının kaleminden yansıtılması okunası romanlardan Zaman Zaman şiddetin bu kadarı olamaz olamamalı dedirten bir roman

Yorum-3

Bir bölgeye veya bir ülkeye egemen olan güçler o bölge ve ülke insanlarını olumlu veya olumsuz yönde etkilemişlerdir. Ama bu egemen güçlerin sık sık değişmesi genelde insanları olumsuz yönde etkiler. Çünkü egemen olan her güç egemen olduğu insanları; düşüncesi,inancı,kültürü… ile kendine benzetmek ister. Bu toplumu dönüştürme, kendine benzetme süreci de çok zor olur. Maalesef genel de bu zorluklar baskı ve zulüm ile bertaraf edilmeye çalışılmıştır. Böyle olunca o topraklarda yaşanan zulüm ve baskı hikâyeleri çok çeşitli olur. Evet, kitabın konusu olan Afganistan bu anlattıklarımıza en uygun düşen ülkelerin başında gelir. Afganistan’a egemen olan güçler sık sık değiştikleri için ülke de birçok acıların yaşanmasına neden olmuştur. Kitapta sadece birkaç kişi anlatılmış. Ama daha birçok anlatılmayan acı hikayeler var. Kitabın ana kahramanları kadınlardır. Aynı zamanda en çok zulüm ve baskın görenlerde onlar. Kitap, Afganistan’a egemen olan ve egemen olmaya çalışan güçlerin kadına bakış açısı, kadın için çıkarttıkları zorluklar, hor görünmeler ve en kötüsü erkek cinsine göre bir türlü eşit görülmemesi konusunu güzel bir şekilde işlemiştir. Baskı ve zulmün çok çeşitli olduğu Afganistan’ı anlamak ve bu baskı ve zulmü yapan ve sebep olanları tanımak için okunması gereken bir eserdir.

Yorum-4

64 yaşındaki bir adamın 14 yaşındaki bir kız çocuğuyla evlendirilmesi,45 yaşındaki bir adamın 15 yaşındaki yeni adet görmüş bir çocukla evlendirilmesi..neresinden baksan korkunç olayların şeriat kanunlarıyla uygulanması.Okurken gözyaşlarınıza hakim olamayacaksınız ve en kötüsü de bunu yaşayan tüm kadınların durumlarını kabul etmesi ve hatta kendilerini suçlaması. Kısacası şeriatın hakim olduğu Afganistan gibi ülkelerde kız çocukları daha dünyaya geldikleri andan itibaren bu düzene ve kurallara alışmış ve benimseyerek büyüyorlar. Beyinlerine sokulan olgu çocuk yaşta yetişkin bir kadına dönüştürülmelerine sebep oluyor

Yorum-5

Kadın olmak; bana göre hep idare eden taraf olmak demek. Karşılıksız feda etmek hayatını, gençliğini, hayatının en güzel günlerini belki sevmediğini bile bile belki hiç sevmeyeceğini bile bile... Bir de savaşta kadın olmak var tabii daha çileli Meryem ve Leyla'nın- bu iki mücadeleci kadının- kaderini anlatan kitapta yazarımız bir önceki kitabında olduğu gibi yine Afganista'nın siyasi durumu üzerinden bir kurgu yapmış bu kurguyu gerçekten çok seviyorum.Savaşın acı gerçeklerini yüzüme çarpan bu kitabı okuduğum sırada ara ara zorlandım okuduklarımı kaldıramadım ama ne yaparsın 'SAVAŞ' işte dedim kendi kendime. Khaled Hosseını 'nin kendine özgü anlatımıyla damağımda konusuyla dimağımda yer etmiş bir eser.

Yorum-6

‘Erkekler şarkı söyleyemez. Satranç oynamak yasak. Kuş beslemek yasak. Film izlemek yasak. Resim yapmak yasak. Uçurtma uçurmak yasak. O yasak, bu yasak, her şey yasak. Nefes alabilirsiniz.

Kadınların dikkatine: Kadınlar evden çıkamaz. Uluorta gülerseniz kırbaçlanacaksınız. Tırnaklarını boyayanların parmakları kesilecektir. Kızların okula gitmesi yasaktır. Evde oturup 14 yaşında evlenmeyi bekleyeceklerdir. Kadınların çalışması yasaklanmıştır. Sokakta tek başına yakalanan kadınlar dövülecek ve evine gönderilecektir. Dinleyin. İtaat edin.’ Bunları okumaya başlayınca gözleriniz yuvasından fırlayacak gibi oldu, şaşırdınız. Olabilir mi böyle şeyler? Oluyor: Afganistan Devrimi sırasında çıkan birkaç tane emir.

Spoiler yok. Meryem, yasak bir ilişki sonucu doğmuş, kitaba göre ‘harami’, bir çocuktur. Annesi ile şehirden uzak bir kulübede yaşamaktadır. Babası Celil’in kendine köle aldıkları yani eşleri, sayısını unuttum, Nana’yı ve Meryem’i evlerinde istememişlerdir. Celil de onları şu anda yaşadıkları kulübeye yerleştirmiştir. Her hafta Meryem’i kulübelerinde ziyaret etmektedir. Meryem daha çocuk tabii, hiçbir şeyden haberi yok. Celil’in, Nana’yı kullanılmış mal gibi kenara atmasını anlayamıyor. Celil kızını, Meryem’i, seviyor. O yüzden çocuk yaşta evlendiriyor! Olan Meryem’e oluyor. Yazık. Leyla, Afganistan Devrimi gecesinde doğmuştur. Sovyetler Afganistan’a girmiş, Leyla birçok çocuk gibi savaşın gölgesinde büyümüştür. En yakın arkadaşı, sonradan aşkı olacak olan Tarık’tır. Savaşın her gün şiddetini arttırdığı ülkede Tarık ve ailesi daha fazla dayanamaz, ülkeyi terk ederler. İşler bu olaydan sonra iyice dramatikleşiyor. Ve sonunda kader, hayatları zindana dönmüş iki kadını yan yana getiriyor. Bundan sonra ikisinin beraber yaşadıkları olaylar anlatılıyor. Kitap boyunca size eşlik eden dramatizm sonunda daha da alevleniyor.

‘Anne ya da baba bir hata yapmış. Umurlarında değil. Hep kendilerini düşünmüşler. Arkalarında bıraktıklarına hiç dönüp bakmamışlar. Olan çocuklara olmuş. Onları kendi sessizliğinde boğulmaya bırakmışlar. Her şeyi içlerine gömmelerine yardım etmişler, toprağı üstlerine kendileri atmışlar. Bunlardan haberleri de yok. Sorana iyi bir anne babalar.’ İster kitapta, isterse hayatta bu durumda olan bir sürü çocuk var maalesef. Kocamış kişileri uyarmak da çocukların görevi olmasa gerek. Hem kişi kendi hatasını görmüyorsa uyarmak ne işe yarar ki?

Kitapta Leyla’nı Babisi kızına şunu söylüyor: "Bir toplumun, kadınları eğitimsiz olduğu sürece başarıya ulaşma şansı yoktur." Bu Babi’den yüzlerce, binlerce gerek.

Kitap boyunca ille de erkek çocuk isteyen hemcinslerimi, kadına değer vermeyip eşya gibi kullanan kişileri, ‘kız çocuğu okur muymuş?’ diyenleri, hurafeleri, bağnazlıkları çokça gördüm. Ayrıca küllerinden alevlenen bir aşka, savaş olsa da güzel olaylara şahit oldum. Kitap okuyanı sıkmıyor. Gerçekleri insanın yüzüne yüzüne çarpıyor. İyi okumalar.

Yorum-6

Khaled Hosseini gerçekten müthiş bir yazar.Uçurtma Avcısı kadar olmasada çok güzel bir kitap.Afganistan da kadın olmak çocuk olmak zordur.``Afganistan gerçeği 1m²1000 trajedi düşüyor``diyor yazar gerçekten bütün kitap boyunca boğazınızda bir yumru ve gözyaşıyla okuyorsunuz. Çünkü dünyanın bir yerinde gerçekten bunlar yaşandı ve yaşanmaya devam ediyor. Meryem ve Leyla nın yaşadığı acıları savaşı çok içten anlatan bir hikaye. Aynı adamla evlenmek zorunda kalan iki kadının birlik olup verdikleri hayat mücadelesi.Kesinlikle herkesin okuması ve kitaplığında olması gerektiğini düşünüyorum.

Yorum-7

Afganistan'da yaşananları Tarık ve Leyla'nın ızdırap dolu aşkı ve Meryem'in fedakarlığı çevresinde ustaca anlatmayı başarmış bir kitap.Okurken yapılan betimlemeler dolayısıyla olayı yaşıyormuş hissiyatı veriyor.Tavsiye ederim.

"Nereye giderseniz gidin, ülkeniz peşinizden gelir.Artık siz orada yaşamasanız da o içinizde yaşar..

Yorum-8

İlk kitabı uçurtma avcısı gibi, ikinci kitabı bin muhteşem güneş kitabında da başarısını gösteren Khaled hosseini, yine doğduğu toprakları anlatan ama bu sefer hayatın başka acı yönlerine, genel olarak kadının toplumsal olarak önyargılarına değinmiş.

Afganistanlı yazar Khaled hosseini, çocukken yaşadığı Afganistanı da değerlendirerek, 1973 yılından 2003 yılına kadar Afganistan topraklarında iki kadının hayatını ele alarak, o dönem de yaşanan savaşı, şiddeti, acıları, zorbalıkla islamlaştırma kurallarını, özellikle kadınların zorluklarını dile getirmiş ama kitabın başka bir yönünü daha ele almış; Kadının toplumda yeri ve önemi, eğitimi, iş hayatı...

Bir erkek yazar olarak, kadının önemine vurgu yapması beni açıkçası kitabın başından sonuna etkiledi.

Afganistan da iki kadersiz kadın: Meryem ve Leyla. Meryem, 4 kadınlı bir adamın yasak aşkı hizmetçiden olma kızı, Afganistan'ın deyimiyle bir harami. Babası, utanıp onu küçük yaşta, yaşlı bir adama verene kadar masum bir kız.

Diğer yanda babası tarafından değer gören, eğitim alan bir kız çocuğu Leyla. Bir topal olan Tarık ile aşkları ve onları ayıran kader. Savaş yüzünden annesini ve babasını kaybeden ve yolları Meryem ile kesişen Leyla. Bakalım kader onları nasıl biraraya getirecek ve ne yol çizecek?

Sabırın, aşkın, sevginin, dostluğun çıkmaz yolların nasıl düzlüklere açılacabileceğini gösteren yaratıcı bir kalem...

Yorum-9

Olayı tüm çıplaklığıyla önümüze sermiş yazar. Tabi bize de okumak düşer. Her sayfasını okurken sanki romanın içinde hissi veriyor okucuya, en azından ben bu hissi iliklerime kadar hissettim.

Yorum-10

Halit Hüseyin'in sabırla beklediğim 2.kitabıydı.İlk okuduğum anı şuan gibi hatırlıyorum sanırım bir gecede biten kitaplardan biri olabilmeyi başarmıştı bende. Gelelim içeriğe.. The kite runner'ı daha çok başarılı bulduğum bu romanında yine doğduğu toprakları anlatıyor.Farklı olarak bu sefer bir kadın gözüyle anlatıyor herşeyi. Afganistan'da kadın olma olgusunu, politik değerler katarak ve daha sosyal bir çevreyi özümseyerek.. Kitapta hayatın kendilerine sundukları olumsuzluklar arasında iki kadının kesişen yaşamları ve dostluklarını görüyorsunuz... küçük yaşta evlendirilen kızlar, çocuğu olmayan kadınlar, babaya ya da çocukluk arkadaşına duyulan, geçmişe gömülmüş aşklar, hiç duyulmaması gereken sırlar, taşlanan kadınlar, elleri silahlı çocuklar..

Bin Muhteşem Güneş Pdf indir

Made with Adobe Slate

Make your words and images move.

Get Slate

Report Abuse

If you feel that this video content violates the Adobe Terms of Use, you may report this content by filling out this quick form.

To report a Copyright Violation, please follow Section 17 in the Terms of Use.